Bediüzzaman’ın ifadeleri içerisinde, “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.”160 İnsan, küfre doğru yol aldığını sezemez; sezemez de günahlar yavaş yavaş kalbini öldürür. Evvelâ kişinin aşk ve heyecanı ölür. Geceleri namaza kalkmakta zorlanır. Tabi bu arada neler kaybettiğinin farkında da olamaz. Oysaki çoktan gözyaşlarına hasret hâle gelmiş, günahlar karşısında kalbinde duyması gereken burkuntu çoktan kaybolmuştur. Fakat o bunun farkında değildir. Yanıbaşında küfür adına icra edilen şeylerden dolayı içinde bir burkuntu hissetmez. Allah’a küfredildiği, Peygamber inkâr edildiği, Kur’an dinlenmez olup ahlâk-ı İslâmiye yerle bir edildiği hâlde o, olup biten bu şeylerden zerre kadar müteessir olmaz. Çünkü o artık, kalbinde Rabbiyle olan irtibatını kaybetmiştir.
Hakiki bir mü’min ise, arz ettiğim meselelerden herhangi biri karşısında, kalbi atom zerratı gibi parçalanacak hâle gelir ve ızdırap duyar. Bir mü’min, sokakta Din-i Mübin-i İslâm’ın esaslarına muhalif bir tavır gördüğü zaman, o gün gelir evine kapanır ve hıçkıra hıçkıra ağlar. İhtimal, akşam yemeği yemez, ızdıraptan iştahı kaçar. Böyle bir dertlinin yanına sokulup da, “Sen hayatında izdivaç yapmayı düşünmedin mi?” dediklerinde, “Ümmet-i Muhammed’in derdinden fırsat bulamıyorum ki onu düşüneyim.” der.
İşte dertli insan budur. Alev alev yanan ümmet-i Muhammed’in o tüyler ürpertici korkunç durumu ve vaziyeti en hayatî, en ciddi bir meseleyi dahi insana düşündürmeyecek kadar ciddidir onun nazarında. Ve şayet bir mü’min bunlardan müteessir değilse, Allah ile münasebetinin ne ölçüde olduğunu düşünüp ürpermelidir.