İçeriğe geç

İkinci husus şudur: Bir iki asır var ki insanımız, Kur’an’da bize emredilen tefekkürden uzak kalmış, âyât-ı tekviniyeyi tefekkür edememiş, Allah’ın kâinat kitabında bize anlatmak istediği hakikatlere karşı gözü ve kulağı kapalı kalmıştır. Kur’an-ı Kerim bu hususa şu âyetiyle dikkatleri çeker: “Dünyada haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimi gereği gibi anlamaktan uzaklaştırırım. O kibirlenenler her türlü mucizeyi görseler bile yine de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler o yolu tutmazlar. Ama dalâlet yolunu görseler o yola girerler. Böyledir, çünkü onlar âyetlerimizi yalan saymayı âdet hâline getirmiş ve onlardan gafil olagelmişlerdir.”164 Mü’min, âyât-ı tekviniye dediğimiz, Allah’ın (celle celâluhu) gökte ve yerde kudret ve iradesiyle yazdığı âyetleri mütalâa etmeli, Allah’ın kendisiyle beraber olduğunu, her an hâzır ve nâzır bulunduğunu düşünüp kendisini yenilemelidir.

Yıllar var, insanımız maalesef bunlardan hep uzak kaldı. Her Ramazan Kur’an okunur ama kimse Kur’an’daki bu hakikatlere bakmayı bir türlü düşünmez. Mü’minler kendilerini yenileyip, yeniden Kur’an’a eğilmelidirler. Böylece, Kur’an’ın solukları içinde hem kendi mahiyetlerinde (enfüsî) hem de kâinatta (âfâkî) Allah’ın kudret ve iradesiyle yazdığı şeyleri tetkik edip derin bir tefekkürle kendilerine bir yenilik kazandırabilirler. Bunun sonucunda ise hizmet adına heyecan ve şevkleri tazelenir ve sönüklükten, ölgünlükten kurtulurlar.

Peki, bunu nasıl yapacağız? Bunu yapmak için elimizdeki kitaplara müracaat edeceğiz. O kitapların bize kazandıracağı bakış açısıyla kâinata ve kendimize yeniden bakacağız. Rabbimizin kudret elinin her şeyde işlediğini görecek, mânen sanki o eli öpüyor gibi olacak, yeniden hayat kazanacak ve canlanacağız. Bu da canlılığımızı koruma adına ayrı bir husustur.

206