İçeriğe geç

Evvelâ, Hz. Mevlâna’ya isnat edilen bütün eserlerin ve onun eserleri içindeki her parçanın ona ait olduğu söylenemez. Günümüzde Mevlâna’ya ait olduğu söylenen eserlerden bazılarının başkalarına ait olduğu şimdiye kadar çokları tarafından ortaya kondu.

Bunlardan, “Fîhi Mâ Fîh”i için, Afzal-i Kâşî’nin adından bahsedilmektedir. Afzal-i Kâşî’nin kendisi Neoplatonisttir ve hayatı boyunca Eflatunculuğu tekrar ihya etmeyi düşünmüştür. Hatta bu hususu, hayatına gaye edinmiş olduğu da söylenebilir. Bu zat aynı zamanda, Hurûfî’dir. Harfleri kâinatın atomları gibi telâkki eden Fazlullahi’l-Hurûfî’nin mezhebinden…

Hadis-i şeriflerin bile arasına bir sürü şeylerin sokulmak istenilmesi yanında, Mevlâna ve Muhyiddin İbn Arabî gibi zatların sözleri arasına bir kısım yalan ve uydurma şeylerin sokulması mevzuunda –kanaatimce– biraz müsamahalı düşünmek lâzımdır. Yani, girebilir demek iktiza eder.

Buhârî gibi, yüzlerce hadis imamı, önünden hadisler geçerken, o söz Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mi, değil mi, onu bilebiliyordu. Bu mevzuun mütehassısı olan bu zatlar, tahkik ettikleri sözlerde, âdeta, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleri kokuyor mu, kokmuyor mu, bunu hissedebiliyordu. Onun için hadisler, sağlam mihenklere vurulup ayıklandı; ama tasavvuf büyüklerinin sözleri için böyle bir garantiden bahsedilemez

Ayrıca Muhyiddin İbn Arabî: “Bizim durumumuzda olmayanın ve hâlimizi bilmeyenin, bizim kitaplarımızı okuması haramdır.” demiştir.

225