Bunlar arasında Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sünnet’ine uymayı esas alan ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber edinen İmam Rabbânî gibi mürşitler, hep bu esası işlemiş ve: “Ancak Sünnet-i Seniyyeyi rehber edinen sahil-i selâmete çıkar.”5 diye ısrarla Peygamber yolunu tavsiye etmişlerdir.
Sünnet mizanlarına göre hareket etmeyen insanın, dış âlemle alâkası kesildiği nispette, ölçüler alt üst olur. Evet, tasavvuf berzahında yaşamanın insanî buudları değiştirdiği, insanı âdeta başkalaştırdığı içindir ki, zaman zaman bir kısım dinî ve tabiî prensipler hafife alınır olmuş ve şer’-i şerifteki muvazene de bozulmuştur. Böyle bir muvazenesizlikle, evliliğin gereksizliğine inananlar, insanlardan kaçıp kendi iç dünyalarına kapananlar, “Bana kalbim yeter.” deyip sadece kalbî ve ruhî hayatla meşgul olanlar hiç de az değildir. Zaman gelmiş böyleleri, bütün bütün zâhirî duygulara sırtını dönerek beden ve cismaniyete ait her şeyi inkâr etmişlerdir.
İşte böyle bir istiğrak ve vecd içinde bulunanın gözünde, bütün dünya ve içindekiler silinir gider de, çevresinde sadece ve sadece Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellîleri parıldamaya başlar. Artık O’nun tecellîlerinden başka her şey yok olur. O da: “Allah’tan başka mevcut yoktur.” demeye başlar. Vâkıa, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat حَقَائِقُ الْأَشْيَاءِ ثَابِتَةٌ “Allah var, Allah’ın yarattığı eşya da var.” diyerek, eşyanın varlığını kabul etmişlerdir; ama vecd insanına göre, bunda hiçbir beis yoktur. Zira, eşya O’nunla kâimdir. O var olduğu için eşya da vardır.
Dipnotlar
- 5 İmam Rabbânî, el-Mektûbat 1/240 (260. Mektup).