İçeriğe geç
1. Bölüm

Takdim

Çarpık zihniyetlerin ürettiği sorulara, çapraz ve ihatalı cevaplar hazırlamak, beyninin maden ocağında düşünce kazması sallayan ve şakaklarındaki zonklamayı ancak bu şekilde dindirebilen her düşünür ve mütefekkirin en önde gelen vazifelerinden biridir. Bir bakıma bu vazife onların varlık ve yaratılış gayeleridir. İçinde mütefekkiri bulunmayan cemiyet ne fakir bir cemiyettir ve içinde mütefekkirini barındırmayan cemiyet nasıl zalim bir cemiyettir. Çünkü varlık gayesini hiçe saymış veya hiç anlamamıştır da ondan. Âlim, bütün bir âlemdir. Mütefekkir ise âlimi ve dolayısıyla âlemi besleyen dâyedir. Tefekkürü olmayan âlim sadece kitap yüklüdür. Mânâ ve muhtevaya aldırış etmeyen bir kemmiyet taşıyıcısından farkı yoktur onun.

“Neden” ve “niçin” cümbüşü, dünya kurulduğu günden beri vardır. Zaten dünyayı dünya yapan da bu sorulardır. “Dünya hikmet evidir.” diyenler bunu söylemiş olmuyorlar mı? Sebep ve netice münasebetini kurcalama hikmetin ta kendisi değil mi? İddiasız ama tecessüsü uyanık tutucu sorular olmasaydı “hikmet”ten ve “hakîm”den bahsetmek nasıl mümkün olurdu? Hâlbuki bunların varlığı birer realite ve vâkıadır. Öyleyse bundan sonra da bu vâkıa her zaman ve zeminde var olacaktır.

Bu realiteyi görmezden gelme bir aldanmışlıktır. Şu kadar var ki, her önüne gelen soruyu cevaplamaya kalkmak da lüzumsuz bir cesarettir. Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Cibril’in sorduğu “Kıyamet ne zaman kopacak?” sorusuna Allah Resûlü’nün verdiği cevap ne kadar mânidardır. Şöyle buyurmuşlardır: “Şu anda kendisine sorulan, soruyu sorandan fazla bir şey bilmiyor.” Gerçi bu da bir cevaptır; ama ne kâmil bir cevap. Kıyamete kadar hikmetin başında taç ve tacında sorguç olacak bir cevap! Muhatabı meleklerin en büyüğü; cevabı veren de peygamberlerin ve bütün insanlığın… Fakat işte cevabı!

1