İçeriğe geç
17. Bölüm

Mesleğimiz itibarıyla çok istediğimiz bir idealimiz vardı. Kaybetmenin verdiği üzüntü, içtimaî yönümüzü tesir altında bırakıyor. Bu duruma nasıl mâni olabiliriz?

Arkadaşımız bu sorusuyla çokların başına gelebilecek bir meseleye tercüman oluyor. Kendi başına gelen bir hâdise ve onun kendisinde hâsıl ettiği menfi tesiri de samimî bir dille ifade ediyor.

Kur’ân-ı Kerim, “İnsan her arzuladığını elde edeceğini mi zannediyor.”1 âyetiyle bu hususa temas etmektedir. İnsan harîs olmamalıdır. Dünya da, ahiret de Allah’a aittir. Bazen buradaki kaybetmeler orada kazanmaya sebep olur. Cenâb-ı Hak burada alır, orada verir. Hem aldığına mukabil neleri vereceğini ve bizi ne sürprizlerin karşılayacağını bilemeyiz.

Duhâ sûresinde Efendimiz’e hitaben وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَى2 denilmekte ve ahiretin ûlâdan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Bir son bir evvelden daha hayırlı iken, kaybedilenlere üzülmek niye? Yarının kazancını düşünerek hamd edip sevinmeli değil miyiz?

Hayatımızı bir tetkik edelim. Muhakkak herkesin başından bir değil birçok hâdise geçmiş; hepsi de bu hükmümüzü teyit etmektedir. Önce kaybettiğimiz şeylerin üzüntüsüyle iki büklüm olurken, sonra bu kaybedişin nasıl ilâhî bir lütuf olduğunu görmüş, hayretimizden dilimizi yutacak hâle gelmişizdir. Bazen Cenâb-ı Hak bizi cebren bir yere sevk eder. Bu sevk ve hicrette eski durumumuzdan ve dostlarımızdan ayrılmak bize ilk önce çok zor gelebilir. Fakat bu sevkin ardında Allah, bizim elimizle öyle fütûhat ihsan eder ki eğer biz onu işin başında bilmiş olsaydık değil inkisar, koşarak hatta sürünerek oraya giderdik.

Meseleyi müşahhaslaştırmayı zait görüyorum. Zira biliyorum ki, ben şu sözleri sarf ederken dahi sizler muhayyilenizin yardımıyla gittiğiniz mazide, kendinize ait bir mevzuda nice misaller bulup hayalinizde canlandırıyorsunuzdur…

85