İçeriğe geç
34. Bölüm

Ehl-i tasavvuf, âlemin kıdemi hususunda maddiyyun filozoflarının getirdiği yolda gidiyorlar. İslâm akidesiyle telif edebilir misiniz?

Ehl-i tasavvuf, âlemin kıdemine kâil değildir. Hele bütünü hakkında böyle düşünmek tamamıyla hatalıdır. Mutasavvıflar içinde, âlemin kıdemine değil de, “vahdet-i vücud” hatta biraz daha ileri götürerek “vahdet-i mevcud” faraziyelerine saplananlar olmuştur; ama bu, âlemin kıdemine kâil olma demek değildir. Zâhiren, âlemin kıdemine kâil oluyor gibi görünseler de, aslında öyle olmadığı muhakkaktır.

İlk önce mutasavvifîni ve sofîliği anlamak lâzım. Mutasavvıfîn, büyük ölçüde, tasavvufun nazariyatçılarıdırlar. Bu sahanın gerçek erleri olan sofiyyûn ise daha çok hâl üzerinde dururlar.. ve mesleklerini dayandırdıkları bir kısım noktalar da yok değildir. Sevr Mağarası’nda Resûl-i Ekrem’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Ebû Bekir’in mânen bir şeyler aldığı veya Hz. Ali ile baş başa kaldığı zaman, Hz. Ali’nin O’ndan bir şeyler aldığı kanaati bu meslek erbabı arasında çok yaygındır. Vâkıa, Kitap, Sünnet, İcmâ esaslarına göre hareket eden bir insanın, bu kanaatte olması zor görünse de, yolun sâliklerince bu mevzudaki inanç tamdır. مَنْ لَمْ يَذُقُ لَمْ يَعْرِفِ “Tatmayan bilmez…”

Günümüzde olduğu gibi, o devirde de bu mesele hakkında şüphe ve kuşkuda bulunanlar vardı. Hatta, Hz. Ali’ye soranlar da oldu: “Yâ Ali, senin yanında, Resûl-i Ekrem’den sana intikal eden gizli bir şey var mıdır?” O, kılıcının kabzasında, diyete, âkile ve zimmîler hukukuna ait üç husustan başka bir şey olmadığını söyledi.1 Bunun dışında Allah Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem), hususî mahiyette bir şeyler aldığına dair herhangi bir nakil bilmiyoruz.

217