Bir gün ashabdan biri gelir der ki: “Yâ Resûlallah, ben günün dörtte birini salât ü selâmla geçiriyorum.” “Güzel, daha fazla yapsan daha iyi olur.” Adam yükseltir. Efendimiz “Daha fazla yapsan daha iyi olur.” demeye devam eder…3 İşte, Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu cevabı, ibadet ü taati, altından kalkamayacak hâle getirmedikten sonra, yapabildiğin kadar yap demektir. Evet, götüreceğin kadar al! Zira; إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ yani, din ona ait mükellefiyetleri herkesin yerine getireceği kadar kolaydır.4 Onu ağırlaştırıp yaşanmaz hâle getiren, altında kalır-ezilir. Sonra götüremeyecek hâle gelir ve mağlup olur.
Mükellef, farzları terk edemez; müekked sünnetlerin terkinde de itap var. Sair şeylerde, artırabildiği kadar artırabilir. Bir de bunu sonuna kadar da götürmeye azimli olursa, artık ona, Allah’a yaklaşma ve dost olma yolları açılmış demektir. İşte Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönüllerde inkişaf hâsıl eden, bu bâtın tarafına “Bâtın-ı Muhammedî” diyoruz. Bu yola giren kimse -inşâallah- hakikî mü’min, gerçek müttaki mânâsına uygun sofî ve tam mânâsıyla vilâyete namzet sayılır.
Dipnotlar
- 3 Tirmizî, sıfatü’l-kıyame 23.
- 4 Buhârî, iman 29; Nesâî, iman 28.