İçeriğe geç

Peygamber Efendimiz ve bütün peygamberler, dinî tebliğ uğruna her türlü çile ve ızdırabı göğüslemek mecburiyetinde kaldılar ve tabiî dünya namına ellerine geçen herhangi bir şey de yoktu. Hatta Efendimiz, davasından vazgeçseydi, hem çok zengin olacak, hem de dünyaya ait bütün başkalarının arzu edip arkasından koştukları şeyler O’nun önüne serilecekti. Civarın en güzel kadınıyla evlenmek, Mekke’ye reis olmak da bunlar arasındaydı. Şimdi bırakın bunları, O miraca çıkmıştı. Bütün yıldızlar parke taşları gibi ayağının altına sıralanmış ve bunlar üzerinde yürüyerek Rabbisine varmıştı. Görülebilecek bütün güzellikleri müşâhede etmiş ve bir başkasının asla vazgeçip dönemeyeceği yerleri O teker teker dolaşıp gezmiş ve ümmetine de aynı kavsiyeyi yaptırabilmek için geri dönmüştü.7 O devrede, acaba döndüğü yer neresiydi? Geçtiği yollara dikenlerin serpildiği, taşlanarak ayakları kan revan içinde bırakıldığı, istihza ve alay edildiği, horlanıp hakir görüldüğü bir yere dönüyordu. Acaba, Allah Resûlü’nün, bütün bu görüp katlandıklarına ne ihtiyacı vardı. Dini tebliğ ederken, hangi menfaat veya korku O’nu harekete geçiriyordu? Bir insanı Cennet dahi büyüleyip cazibesi içine alamazsa ve O insan ümmetine dönmeyi her şeye tercih edecek kadar bir fedakârlıkta bulunursa, atılan bütün bu iftiralar, iftira atanın o kalın kafasını kırmaz mı?

29