Kabiliyet, fıtrî ihtiyaç ve çaresizlik lisanlarıyla istenen her şeye daima cevap verilmesi, sınırsız bir adaleti ve hikmeti gösterir.
Acaba en küçük bir canlının en küçük ihtiyacına yetişen böyle bir adaletin ve hikmetin, insan gibi en büyük canlının bekâ gibi en büyük ihtiyacını ihmal etmesi hiç mümkün müdür? Onun en büyük talebini ve arzusunu cevapsız bırakması, rubûbiyetin haşmetini ve kullarının hukukunu gözetmemesi mümkün müdür? Halbuki şu fâni dünyada kısa bir hayat geçiren insan, öyle bir adaletin hakikatine mazhar olamaz ve olamıyor.
Demek, büyük bir mahkemeye bırakılıyor.
Zira hakiki adalet, şu küçücük insanın, küçüklüğü ölçüsünde değil, vazifesinin ve işlediği cinayetin büyüklüğü, mahiyetinin önemi ölçüsünde mükâfat ve ceza görmesini gerektirir. Madem ebediyet için yaratılan insan şu fâni, geçici dünyada öyle bir adalete ve hikmete mazhar olmaktan çok uzaktır. Elbette Âdil olan o Celîl-i Zülcemâl, Hakîm olan o Cemîl-i Zülcelâl Zât’ın ebedî bir cehennemi ve cenneti vardır.
Dördüncü Hakikat
Cömertlik ve güzellik kapısıdır. Cevâd ve Cemil isimlerinin cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki, sonsuz bir cömertlik, tükenmez servet, bitmez hazineler, benzersiz, ölümsüz bir güzellik ve kusursuz, bâki bir kemâl; bir saadet yurdu ve ziyafet makamında ebediyen kalacak muhtaç şükredenleri, kendisine arzu ve hayranlık duyan, ayna olan seyircileri istemesin?
Evet, dünyayı bu kadar nakışlı, sanatlı nimetlerle süslemek, ay ile güneşi ona lamba kılmak, yeryüzünü bir nimet sofrası haline getirerek en güzel yiyeceklerle doldurmak, meyveli ağaçları birer kap yapıp her mevsimde birçok defa yenilemek sınırsız bir cömertliği gösterir.
Böyle sonsuz bir cömertlik, öyle tükenmez hazineler ve engin bir rahmet, içinde arzu edilen her şeyin bulunduğu daimî bir ziyafet sofrası ve saadet yurdu ister.
Hem kesinlikle ister ki, o ziyafetten lezzet alanlar orada ebediyen kalsın, yokluk ve ayrılıkla elem çekmesinler. Zira elemin bitmesi lezzet
Dipnotlar
- Cevâd: Çok ihsan eden, cömert.