tenezzülü ve zillete düşmeyi hiçbir şekilde kabul etmeyeceğini haber veriyorlar.
Halbuki o elçiler, doğruluğu farklı yollarla ispatlanmış, yanlışlığına ihtimal verilmeyecek bir kesinlikle, ittifakla, bazı eserleri görünen şu yüce saltanatın kaynağının ve makamının, buradan uzak başka bir memlekette bulunduğunu ve şu imtihan meydanındaki binaların geçici olduğunu bildiriyor. Vakti gelince bu binaların daimî saraylara dönüştürüleceğini, bu yerlerin değişeceğini naklediyorlar.
Çünkü büyüklüğü eserleriyle anlaşılan şu muhteşem, sürekli saltanat; böyle geçici, devamsız, kararsız, önemsiz, değişken, fâni, eksik, kusurlu şeyler üzerine kurulmaz, onların üzerinde durmaz. O saltanat, kendisine lâyık, daimî, sabit, bâki, mükemmel ve muhteşem şeylerin üzerinde durur.
Demek, başka bir diyar var, elbette oraya gidilecektir.
Onuncu Suret
Gel, bugün o sultanın nevruzu, baharın ilk günüdür. Burada bir değişim olacak, garip işler görülecek. Şu tatlı bahar gününde, şu güzel çiçekli, yeşil ovaya gidip biraz gezelim.
İşte bak, ahali de bu tarafa geliyor. Sanki bir sihirle oradaki binalar birden harap oldu, ova başka bir şekil aldı. Bak, bir mucizeyle o yıkılan binalar, birden burada yapıldı. Şu boş ova âdeta medeni bir şehir haline geldi; sinema perdeleri gibi, her saat başka bir âlemi gösteriyor, başka bir şekle bürünüyor.
O kadar karışık, hızla değişen sayısız hakiki perdenin içinde ne kadar mükemmel bir düzen olduğuna dikkat et! Her şey yerli yerine konuluyor. Hayalî suretleri gösteren sinema perdeleri bile bu kadar kusursuz olamaz. Milyonlarca usta sihirbaz bir araya gelse bu sanatı gösteremez. Demek ki, gözümüzle göremediğimiz o padişahın çok büyük mucizeleri var.
Dipnotlar
- Haşiye: Bu suretin işaret ettiği mânâyı Dokuzuncu Hakikat’te göreceksin. Mesela, o yeni gün bahar mevsimine işarettir. Çiçekli, yeşil ova, bahar mevsimindeki yeryüzüdür. Değişen perdeler, manzaralar ise baharın başından yazın sonuna kadar Sâni-i Kadîr-i Zülcelâl’in, Fâtır-ı Hakîm-i Zülcemâl’in kusursuz bir intizamla değiştirdiği, mükemmel rahmetiyle tazelediği ve birbiri ardınca gönderdiği varlık tabakalarına, canlılara ve onların rızkı olan nimetlere işarettir.