harikası ve rahmet manzumesi olan her meyvede, bir ağacın bütün meyveleri kadar hikmet bulunur. Onların bize rızık olması, o binlerce hikmetten yalnızca biridir ki, mânâlarını ifade ettiklerini, ölüp midemize defnedilmekle vazifelerinin bittiğini bildirir.
Madem bu fâni şeyler, başka bir âlemde bâki meyveler verir, daimî suretler bırakır, ebedî mânâlar ifade eder ve devamlı tesbihat yapar. İnsan, onların bekâya dönük şu yüzüne bakmakla insan olur, fânide bâkiye yol bulur.
Demek ki, her şeyin hayat ve ölüm arasında yuvarlanmasında, toplanıp dağılmasında başka bir maksat var. Teşbihte hata olmaz: Bu, taklit ve temsil için kurulan, tertip edilen sahnelere benzer. Suretler alınsın, düzenlensin, sinema perdesinde art arda gösterilsin diye nasıl büyük masraflarla her şey kısa bir sürede toplanıp dağıtılıyorsa, aynen onun gibi, bu kısa dünya hayatının bir gayesi de, suretlerin alınıp terkip edilmesi, amellerin neticelerinin saklanmasıdır. Ta ki, büyük bir meydanda hesap görülsün ve insanın daimî bir saadet makamına kabiliyeti büyük bir sergide gösterilsin. Hadis-i şerifte “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrularak bu hakikat ifade ediliyor.
Madem dünya var ve dünyada şu görünen eserleriyle hikmet, inayet, rahmet ve adalet var. Elbette, dünyanın varlığı gibi kesin olarak ahiret de vardır. Madem dünyada her şey bir yönüyle o âleme bakıyor, demek ki oraya gidiliyor. Ahireti inkâr etmek, dünyayı ve içindekileri de inkâr etmek demektir.
Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, cennet ve cehennem de bekliyor ve onun yolunu gözlüyor.
On Birinci Hakikat
İnsaniyet kapısıdır. Hak isminin cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki, hakkıyla ibadete lâyık olan Cenâb-ı Allah, insanı şu kâinatta mutlak, umumi rubûbiyetine ve bütün âlemlere karşı en kıymetli kul; ilahî hitabına lâyık, düşünen bir muhatap; isimlerine mazhar en kuşatıcı ayna; ism-i âzamın ve her isimde bulunan ism-i âzamlık mertebesinin tecellisine ermiş, “ahsen-i takvim” suretinde
Dipnotlar
- Ahsen-i takvim: İnsanın yaratılışının en güzel surette olması.