en güzel kudret mucizesi olarak... Rahmet hazinelerinin içindekileri tartmak ve tanımak için gereken ölçülere ve duygulara sahip; sonsuz nimetlerine en çok muhtaç, fânilikten en çok elem çeken, bekâya en çok arzu duyan; bütün canlılar içinde en nazik, en nazlı, en fakir ve en muhtaç; dünya hayatında en çok elemi tadan, en bedbaht ve donanımı bakımından en yüksek bir surette yaratsın da, onu kabiliyetli ve lâyık olduğu, arzu duyduğu ebedî âleme göndermesin! İnsanın hakikatini yok ederek kendi adaletine taban tabana zıt ve hakikat nazarında çirkin bir haksızlık yapsın!
Mutlak Hâkim ve Rahîm Cenâb-ı Hak insana yerlerin, göklerin ve dağların yüklenmekten çekindiği emanet-i kübraya tahammül kabiliyeti verdiği halde, onun kendi küçücük ölçüleriyle, Hâlık’ının her şeyi kuşatan sıfatlarını, küllî icraatını, sonsuz tecellilerini bilmesini sağladığı..onu yeryüzünde en nazik, nazenin, nazlı, aciz, zayıf varlık olarak yaratmasına rağmen bütün bitki ve hayvanlara bir çeşit nizam memuru yaptığı.. onların tesbihat ve ibadetlerine müdahale ettirdiği.. kâinattaki ilahî icraata küçük ölçekte bir misal yapıp rubûbiyetini fiilen ve sözle kâinata ilan ettirdiği ve insanı meleklerine tercih edip ona hilafet rütbesini verdiği halde, hiç mümkün müdür ki, bütün bu vazifelerinin gayesi, neticesi ve meyvesi olan ebedî saadeti ihsan etmesin! Onu bütün yaratılmışlar içinde en bedbaht, en çaresiz, en belâlı, en dertli hale düşürüp en aşağı seviyeye atarak en mübarek, nuranî ve mutluluğa götürücü bir hikmet hediyesi olan aklı insana en uğursuz ve karanlık bir azap vasıtası haline getirsin! Mutlak hikmetine büsbütün zıt ve mutlak rahmetine tamamen aykırı bir şekilde merhametsizlik etsin! Hâşâ ve kellâ!..
Sözün Özü: Temsilî hikâyede bir kumandanın cüzdanına ve defterine bakmıştık. Rütbesi, vazifesi, maaşı, hareket düsturları ve teçhizatı bize göstermişti ki, o rütbeli asker, şu geçici meydan için değil, gideceği daimî bir memleket için çalışıyor. Aynen öyle de, hakikatleri
Dipnotlar
- Emanet-i Kübra: Büyük emanet. Bkz. “Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındı, zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi. İnsan bu emanetin hakkını gözetmediği için gerçekten çok zalim, çok cahidir.” (Ahzâb sûresi, 33/72)
- Bkz. Bakara sûresi, 2/30; En’âm sûresi: 6/165; Yûnus sûresi, 10/14; Enbiyâ sûresi, 21/105; Neml sûresi, 27/62; Kasas sûresi, 28/5; Fâtır sûresi, 35/39.