İçeriğe geç
Sözler

kez, zalim izzetiyle, mazlum zilletiyle kalıyor, bu dünyadan öyle göçüp gidiyorlar. Demek, hesap büyük bir mahkemeye bırakılıyor, erteleniyor; yoksa görülmeyecek değil.

O Zât bazen dünyada da ceza verir. Geçmiş çağlarda asi ve inatçı kavimlerin helâk olması gösteriyor ki, insan başıboş değildir, her vakit bir celâl ve gayret tokadına maruz kalabilir.

Evet, bütün varlıklar içinde mühim bir vazifesi ve kabiliyeti bulunan insana Rabbi bu kadar kusursuz, sanatlı nimetleriyle kendini tanıtır da, karşılığında insan iman ile O’nu tanımazsa; o Zât rahmetinin bunca süslü meyveleriyle kendini sevdirir de, karşılığında insan ibadetle kendini O’na sevdirmezse; Rabbi türlü nimetleriyle sevgisini ve rahmetini gösterir, karşılığında insan şükür ve hamd ile O’na hürmet etmezse hiç mümkün müdür ki cezasız kalsın, başıboş bırakılsın! İzzet ve gayret sahibi Zât-ı Zülcelâl ona ceza çekeceği bir zindan hazırlamasın!

Hem hiç mümkün müdür ki, o Rahman ve Rahîm Zât; kendini tanıtmasına karşılık iman ile O’nu tanıyan, kendini sevdirmesine karşılık ibadetle O’nu seven, sevdiren ve rahmetine şükürle, hürmetle karşılık veren müminlere bir mükâfat yurdu hazırlamasın, ebedî saadet vermesin!

Üçüncü Hakikat

Hikmet ve adalet kapısıdır. Hakîm ve Âdil isimlerinin cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki, zerrelerden güneşlere kadar işleyen hikmet, intizam, adalet ve dengeyle rubûbiyetinin saltanatını gösteren Zât-ı Zülcelâl, himayesine sığınan, iman ve kullukla o hikmete, adalete uygun hareket eden müminlere ikramda bulunmasın; küfür ve azgınlıkla isyan eden edepsizlere hadlerini bildirmesin!

91