İçeriğe geç
Sözler

yapmamaktan; sevdiğin, tasdik ve itaatle kendilerini sana sevdiren makbul kullarının ahirete dair hadsiz dualarını ve davalarını reddetmekten, dinlememekten; küfür ve isyan ile seni vaadinde durmamakla itham eden, azamet-i kibriyana dokunan, celâlinin izzetine dokunduran, ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkatli rubûbiyetini müteessir eden sapkınları ve kâfirleri haşri inkârlarında tasdik etmekten yüz binlerce derece mukaddes, sonsuz derece uzak ve yücesin. Böyle hadsiz bir zulümden ve çirkinlikten, senin o nihayetsiz adaletini, cemâlini ve rahmetini, sonsuz derece takdis ediyoruz.

Ve bütün kuvvetimizle iman ediyoruz ki: O yüz binlerce sadık elçinin, saltanatının o çok doğru ilancıları olan peygamberlerin, asfiya ve evliyanın, senin ahiretteki rahmet hazinelerine, bekâ âlemindeki ihsanlarının definelerine ve o saadet yurdunda tamamen ortaya çıkacak güzel isimlerinin harika cilvelerine hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn suretinde şahitlikleri hak ve hakikattir. Onların işaretleri doğrudur ve birbirini destekler. Müjdeleri sadık ve gerçektir. Onlar bütün hakikatlerin kaynağı, güneşi ve himaye edicisi olan “Hak” isminin en güçlü parıltısının büyük haşir hakikati olduğuna iman ederek emrinle senin kullarına hak dairesinde ders veriyor ve ölümden sonra dirilişin, hakikatin ta kendisi olduğunu öğretiyorlar.

Ya Rab! Onların ders verip öğrettiklerinin hakkı ve hürmeti için, bize ve bütün Risale-i Nur talebelerine kâmil iman ver ve o iman ile ahirete gitmeyi nasip et! Bizi o zâtların şefaatine eriştir, âmin...

***

Nasıl ki, Kur’an’ın, belki bütün semavî kitapların doğruluğunu ispat eden deliller ve Habibullah’ın (aleyhissalâtü vesselam), belki bütün nebilerin peygamberliklerini ispat eden mucizeler, onların en büyük davası olan ahiretin bir hakikat suretinde ortaya çıkacağını da gösterir. Aynen öyle de, Vâcibü’l-Vücûd’un varlığına ve birliğine şahitlik eden pek çok delil, dolayısıyla rubûbiyetin ve ulûhiyetin en büyük neticesi ve mazharı olan o saadet yurdunun ve bekâ âleminin varlığına işaret eder. Çünkü –gelecek makamlarda beyan ve ispat edileceği gibi– Vâcibü’l-Vücûd Zât’ın varlığı, sıfatları, pek çok ismi ve rubûbiyet, ulûhiyet, rahmet,

131