büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o sultanın ziyafete davet ettiği misafirlerinin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana, “O zât o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, bir işaretle kaldıracak. Misafirlerini yolda bırakmayacak.” dese, sen “Hayır, kaldırmaz.” veya “Kaldıramaz!” diye cevap versen…
Veyahut bir zât büyük bir orduyu bir günde baştan meydana getirdiği halde biri sana, “O zât bir boru sesiyle, istirahat için dağılmış olan taburları toplar, emri altına alır.” dese, sen de “İnanmam!” desen ne kadar akılsızca hareket ettiğini anlarsın...
İşte şu üç temsili anladıysan, bak: Nakkaş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sayfasını çevirip bahar ve yazın yeşil yaprağını açar. Yeryüzü sayfasında üç yüz binden fazla çeşidi, kudret ve kader kalemiyle en güzel surette yazar. İç içe oldukları halde, hiçbiri diğerine karışmaz. Beraber yazar, fakat biri ötekine mâni olmaz. Mahiyet ve görünüş bakımından birbirlerinden ayrıdırlar, fakat o Zât hiç şaşırmaz, yanlış yazmaz.
Evet, koca bir ağacın programını bir nokta gibi küçücük bir çekirdeğe yerleştirip orada saklayan Hakîm-i Hafîz hakkında, “Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder?” diye sorulur mu?
Yerküreyi bir sapan taşı gibi çeviren Kadir Zât için, “Ahirete giden misafirlerinin yolundan bu dünyayı nasıl kaldıracak?” denir mi?
Bütün canlıları cisimlerinin taburlarında hiçten, baştan, kusursuz bir intizamla toplayan, zerreleri كُنْ فَيَكُونُ emriyle kaydedip yerleştiren, ordular var eden Zât-ı Zülcelâl için, “Bir vücutta birbiriyle tanışan aslî zerreleri ve unsurları bir sedâ ile tekrar nasıl bir araya getirebilir?” diye sorulur mu? Bahardaki yeniden diriliş gibi, dünyanın her devrinde, her asrında, hatta gece ile gündüzün değişiminde, havada bulutların yaratılıp yok edilmesinde haşre misal ve işaret olacak ne kadar çok nakış bulunduğunu gözünle görüyorsun. Hatta kendini hayalen bin sene öncesinde farz etsen, sonra zamanın iki tarafı olan geçmiş ile geleceği karşılaştırsan; asırlar, günler adedince haşir ve kıyamet misallerini göreceksin. Bu kadar misale rağmen bedenen tekrar dirilmeyi
Dipnotlar
- “(O, bir şeyi yaratmak isteyince sadece) ‘ol!’ der, o da oluverir.” (Bakara sûresi, 2/117; Âl-i İmran sûresi, 3/47, 59; En’âm sûresi, 6/73; Nahl sûresi, 16/40; Meryem sûresi, 19/35; Yâsîn sûresi, 36/82; Mü’min sûresi, 40/68)