İşte Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan geldiği zaman, bu dört şeyde mâlumat sahibi olanlara meydan okudu.
Başta, belâgatçilere birden diz çöktürdü, hayretle Kur’an’ı dinlediler. İkinci olarak, şairler ve hatiplerde, düzgün nutuk okuyan ve güzel şiir söyleyenlerde öyle bir hayret uyandırdı ki, onlara parmaklarını ısırttı. Altın ile yazılan en güzel şiirlerini ve Kâbe’nin duvarlarına iftihar etmek için astıkları meşhur Muallakât-ı Seb’a’larını indirtti, kıymetten düşürdü.
Sonra gaipten haber veren kâhinleri ve sihirbazları susturdu. Gayba dair haberlerini onlara unutturdu. Cinnîlerini kovdurdu. Kâhinliğe son verdi.
Hem geçmiş ümmetlerin başından geçenlere ve tarihteki hadiselere vâkıf olanları hurafelerden ve yalandan kurtarıp o hadiselerin gerçek yüzünü ve âlemdeki nurlu vakaları onlara ders verdi.
İşte bu dört zümre, Kur’an’ın karşısında tam bir hayret ve hürmetle diz çökerek ona talebe oldu. Hiçbiri asla bir tek sûreyle bile boy ölçüşmeye, sözle mücadele etmeye kalkışamadı...
Soru: “Kimsenin Kur’an’a karşı sözle mücadele edemediğini ve bunun mümkün olmadığını nereden biliyoruz?”
Dipnotlar
- Süreyyâ yıldızı nerede, yeryüzü nerede! (Aralarında ne kadar fark var!) Bkz. el- Kannûcî, Ebcedü’l-Ulûm 3/244; ez-Zürkânî, Menâhilü’l-İrfân 2/109, 310. HAŞİYE-3 Ayetler, Kur’an-ı Hakîm’in her sayfasının sonunda bitiyor. Güzel bir kafiye ile sona eriyor. Bunun sırrı şudur: En uzun ayet olan borç alıp vermeyle alâkalı ayet sayfalar için, İhlâs ve Kevser sûreleri de satırlar için bir ölçü birimi kabul edildiğinden, Kur’an-ı Hakîm’in bu güzel meziyeti ve mucizelik alâmeti görülüyor.
- Bakara sûresi, 2/282. HAŞİYE-4 Bu makamın şu bahsinde, acele yüzünden, gayet mühim, haşmetli, büyük ve Risale-i Nur’un başarısı noktasında gayet göz alıcı, sevimli ve teşvik edici olan kerametin, pek az ve küçük vaziyetleriyle, kısacık örnekleriyle ve küçücük emareleriyle yetinilmiştir. Halbuki o büyük hakikat ve sevimli keramet, “tevafuk” adıyla, beş-altı çeşidiyle Risale-i Nur’un kerametinin bir silsilesini, Kur’an’ın göze görünen mucizeliğinin bir türünün parıltılarını ve gayba ait işaretlerin bir kaynağını meydana getiriyor. Sonradan, Kur’an’da “Allah” lafzının tevafukundan çıkan bir mucizelik parıltısını gösteren yaldız ile bir Kur’an yazdırıldı. Hem Kur’an harflerinin tevafuklarından çıkan ince münasebetleri ve gayba dair işaretleri bildiren Rumuzât-ı Semâniye (Sekiz İşaret) adlı sekiz küçük risale telif edildi. Hem Risale-i Nur’u tevafuk sırrıyla tasdik ve takdir eden, onun güzelliğini bildiren Keramet-i Gavsiye, üç Keramet-i Aleviye ve İşârât-ı Kur’aniye adlı beş adet risale yazıldı. Demek, On Dokuzuncu Mektup’un telifinde o büyük hakikat özet şeklinde hissedilmiş. Fakat maalesef, müellif yalnız bir tırnağını görüp göstermiş, daha ötesine bakmayarak koşup gitmiş.
- İbni Kesîr, el-Bidâye 2/219, 3/57; Kâtip Çelebi, Keşfü’z-Zunûn 2/1740; el-Kannûcî, Ebcedü’l-Ulûm 1/308.