İçeriğe geç

İşte Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan geldiği zaman, bu dört şeyde mâlumat sahibi olanlara meydan okudu.

Başta, belâgatçilere birden diz çöktürdü, hayretle Kur’an’ı dinlediler. İkinci olarak, şairler ve hatiplerde, düzgün nutuk okuyan ve güzel şiir söyleyenlerde öyle bir hayret uyandırdı ki, onlara parmaklarını ısırttı. Altın ile yazılan en güzel şiirlerini ve Kâbe’nin duvarlarına iftihar etmek için astıkları meşhur Muallakât-ı Seb’a’larını indirtti, kıymetten düşürdü.

Sonra gaipten haber veren kâhinleri ve sihirbazları susturdu. Gayba dair haberlerini onlara unutturdu. Cinnîlerini kovdurdu. Kâhinliğe son verdi.

Hem geçmiş ümmetlerin başından geçenlere ve tarihteki hadiselere vâkıf olanları hurafelerden ve yalandan kurtarıp o hadiselerin gerçek yüzünü ve âlemdeki nurlu vakaları onlara ders verdi.

İşte bu dört zümre, Kur’an’ın karşısında tam bir hayret ve hürmetle diz çökerek ona talebe oldu. Hiçbiri asla bir tek sûreyle bile boy ölçüşmeye, sözle mücadele etmeye kalkışamadı...

Soru: “Kimsenin Kur’an’a karşı sözle mücadele edemediğini ve bunun mümkün olmadığını nereden biliyoruz?”

245