İçeriğe geç

Kâinatta mutlak hâkim Allah (celle celâluhu) olduğu gibi mülkün gerçek sahibi de yine O’dur. İnsanların sahipliği ise, O’nun mülkünden istifade şeklindedir. Bu da şükrü gerektiren bir husustur. İşte zekât, mal-mülk sahibi kimselerin, onlardan istifadelerine karşılık eda ettikleri bir nevi şükürdür. Bu da ancak kişinin, malı üzerindeki tasarrufta her yönüyle hür olduğu, dolayısıyla tam mülkiyetin olduğu yerde gerçekleşir. Dolayısıyla kişi elindeki mala tam olarak malikse o malın zekâtını vermekle mükelleftir. İslâm, mükellefleri zekât farizasını edaya çağırırken, onları ellerinde olmayan mallardan mesul tutmamaktadır.

2. Nema

Zekâtın farz olması için malda aranan şartlardan birisi de, onun artma özelliğinin olmasıdır. Nema denilince kastedilen şey, potansiyel dahi olsa malın, artan, gelir getiren ve kazanç sağlayan bir özelliğe sahip olmasıdır.

Nema, hakikî ve takdirî olmak üzere ikiye ayrılır. Hakikî nema; doğum, üreme, ticaret ve benzeri yollarla malın çoğalması demektir. Takdirî nema ise malın, artma potansiyeline sahip olması demektir. Dolayısıyla mal artabilir olduktan sonra, fiilî olarak artmış olmasa bile o malın zekâtının verilmesi gerekir.

3. Nisap Miktarına Ulaşması

Nisap, zekâtın farz olması için, zekâta tâbi malın ulaşması gerekli olan miktardır. O sınıra ulaşan malın zekâtının verilmesi gerekir. Bu sınırın altında kalan mala zekât farz olmasa da eğer sahibi isterse verebilir ve sevabına nail olur.

187