Aslında borç, elden geldiğince mü’minin kaçınması gereken bir husustur. Zira borçluluk durumu, insanın üzerinde bir kul hakkının bulunması demektir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), üzerinde borç olduğu hâlde ölen bir sahabinin namazını, ancak bir başka sahabi onun borcunu ödemeyi üzerine aldığı zaman kıldırmıştır.281 Ölümün vakti ve saati bizim açımızdan meçhul olduğuna göre, zorda kalıp sıkışmadıkça borç altına girmemek, girilmişse bir an önce ondan kurtulmaya çalışmak, bir mü’minin takınacağı güzel bir tavırdır.
4. Akıl ve Bülûğ
Zekâtın farz olabilmesi için fertlerde aranan şartlardan biri de akıldır. Aklî melekeleri yerinde olmayan birine, sair ibadetler gibi zekât da farz olmaz.
Zekâtın farziyet şartlarından bir diğeri de büluğ (ergenlik) çağına gelmiş olmadır. Büluğ, pek çok İslâmî ahkâm açısından, çocukla büyüğü ayırt eden sınırdır. Büluğla kişi, şer’î ahkâmla mükellef olmaya mani olan çocukluk devresinden çıkmış kabul edilir. Bunun için özellikle bir yaş sınırlaması koymak mümkün değildir. Zira ergenlik, içinde bulunulan iklim ve coğrafî şartlar başta olmak üzere birçok etkenin tesiriyle farklılık arz etmektedir. Bilhassa sıcak bölgelerde, ergenlik yaşının sınırı aşağılara inerken, soğuk memleketlerde yukarılara çıkabilmektedir. Elbette burada kişinin kendi yapısı da önemlidir.
Zekâtın farziyetinde akıl ve büluğ şartı, Hanefi mezhebinin nokta-i nazarıdır. Bu konuya diğer mezheplerin yaklaşımları farklıdır. Onlara göre, ergen olmama ve delilik, zekât mükellefiyetine mani değildir. Zira zekât, malî bir ibadettir. Namaz ve oruçta olduğu gibi sadece ferdin kendisini bağlamaz. Onun içtimaî bir boyutu vardır.