İçeriğe geç

Bir başka şekilde izah edecek olursak; zekâtın bir ibadet yönü, bir de (malî bir ibadet olması hasebiyle) vergi olma yönü vardır. Hanefi mezhebi, onun ibadet yönünü ön plânda tutmakta ve ibadetlerle mükellef olmayan çocuk ve mecnunları zekât ibadetiyle de mükellef görmemektedirler. Zira ibadetler şahıslarla ilgilidir ve ibadetlerle mükellef tutulma da şahsın âkıl ve bâliğ olmasına bağlıdır. Diğer mezhepler ise zekâtın vergi olma yönünü öne çıkarmaktadırlar. Vergiler, şahıslardan çok mala taalluk eder. Bir yerde mal varsa, bu malın topluma ait bir kısmı da vardır, yani bu mânâda zekât, toplumun o mal üzerindeki hakkıdır. Sahibinin hâli bu durumu değiştirmez.

Bu açıdan, Hanefiler dışında kalan mezheplere göre, büluğ çağına gelmemiş veya mecnun olan kimselerin kendilerine ait malları nisap miktarına ulaşıyorsa, onların yerine velileri veya vasîleri, maldan zekât miktarını çıkararak gerekli yerlere ulaştırırlar. Aksi hâlde bu kimselerin mülkünde büyük miktarda mal olduğu hâlde, onlardan zekât alınmamakla, ciddi stoklar meydana gelecek ve zaten mallarını isabetli kullanma imkânları olmayan bu kimselerin elinde büyük servetler yok olup gidecektir.

B. Malla İlgili Şartlar

Zekât yükümlülüğünün malla ilgili olan şartlarını, mala tam malik olma, elde bulunan malın artma özelliğinin bulunması, zenginlik sınırını geçmiş olma, zaruri geçimi için gerekli olan aslî ihtiyaçtan fazla olması ve –bazı mallar için– elde edildikten sonra üzerinden bir yıl geçmiş olması şeklinde özetleyebiliriz. Şimdi de malda aranan bu şartları kısaca açıklamaya çalışalım.

1. Mülkiyet

186