İçeriğe geç

Hür olmayan bir kimsenin zekât verme yükümlülüğü yoktur. Bu şart, her ne kadar köleliğin yürürlükte olduğu dönemlerle ilgili bahis mevzuu edilmiş olsa da, malında istediği gibi tasarruf edebilme yetkisi elinden alınmış hür kimseler de bu konumda değerlendirilir. Esaret altında olan birisine –şayet var ise– malından zekât verme mükellefiyeti getirilemez. Aksine ondan elindeki imkânları kullanarak öncelikle kendi hürriyetini elde etmesi istenir. Mülkü olduğu hâlde, onu istediği gibi harcama ve tasarrufta bulunma hürriyeti elinden alınan kimse de aynı hükme tâbidir; zekât vermekle yükümlü değildir.

3. Borçlu Olmamak

Zekâtın farz olabilmesi için mükellefte aranan şartlardan birisi de, şahsın borçlu olmamasıdır. Yalnız buradaki borçtan kasıt, kişinin gelirleriyle zaruri harcamalarını aşan borçtur. Borcu olduğu takdirde, aslî ihtiyaçları ve borcundan arta kalan malvarlığı, nisap miktarını bulan kimsenin üzerine zekât farzdır. Yani kişinin elindeki serveti, hem borcunu kapatmaya hem de onun zaruri ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyor ve geride de nisap miktarını aşan para kalıyorsa, böyle biri zekâtla mükelleftir.

Bununla birlikte, bir borç altına girmiş olan, elindeki birikimi de bu borcu karşılamayan ve geçimi için bir başka kaynağa ihtiyaç duyan kimseler zekât vermekle mükellef değillerdir. Bu bir yana, onlar bizzat Kur’ân’ın ifadesiyle kendilerine zekât verilecek insanlardır. Zira kendilerine zekât verilecek sekiz sınıfın anlatıldığı âyet-i kerimede280 bu sınıflardan biri olarak “borçlular” sayılmaktadır. Unutmamak gerektir ki İslâm, insanları, takatlerini aşan şeylerle mükellef tutmamakta, onlara, güçlerinin yeteceği kadarıyla vazife ve sorumluluk yüklemektedir.

184