İçeriğe geç

Esasen âfâktan ibaret olan dış malumat ve müktesebatla, içle dış malumat arasında nasıl bir geçişin olduğunu bizim anlamamız da mümkün değildir. Nasıl oluyor da dıştaki bir hâdise bizim içimizde bir iz’ân, bir irfan hâline geliyor? Nasıl laboratuarda anatomisini yaptığımız bir şeyden, mârifet-i ilâhiye adına içimizde bir nur hüzmesi oluşuyor? Evet, yenen bir şeyin, canlı içinde bazı ameliyelerle süt hâline gelmesi gibi dıştan gelen eşya ve hâdiseler bizim dış duygularımız sayesinde zihne intikal ediyor ve bizde şuur hâline geliyor. Ve şuurda, bizim aldığımız şeyler emmeye karşı bir emilme ve kabul etme şeklinde kendisini gösteriyor. Fakat bu dış hâdiselerle münasebetimizin içte meydana getirdiği mârifeti bütünüyle izah etmek mümkün değildir. Dıştaki hâdiselerin bizde mârifet-i Sâni meydana getirmesini biz anlayamıyoruz. Haddizatında kalbimize gelen meselelerin mârifet-i Sâni’e dönüşmesini açıkça anlamamız da mümkün değildir. Çünkü dışla iç arasında bir berzah bulunmaktadır. Dışta hâdiseler hep çalkalanır durur ama hiçbir dalga insanın kalbine gelmez. Çünkü kalb ayrı bir şey, dış ayrı bir şeydir. Dış iç farklılığı felsefî bir mevzudur ve Sokrates’ten Bergson’a kadar büyük mütefekkirlerin kalb ve kafasını her zaman meşgul edegelmiştir. Bergson, dış hâdiselerle tamamen münasebetini keserek kendi mahiyetinde ledünnî olan içini dinlemiş ve bununla teselli olmaya çalışmıştır.

231