İnsanın, Allah’ı (celle celâluhu) bilme mevzuunda karşı karşıya kaldığı delillerin bir kısmı insanın etrafındadır; hava gibi her an onları başının ucunda hisseder. Bir kısmı insanın kalbiyle sezilen bu delillerin diğer kısmı da insanın kafasıyla algılanır. İnsan kalbde vicdanı sayesinde bunları kavrar. Kafada da, aklî kanun ve kıstaslarla onları değerlendirir. Bu itibarla da delillerin birisi kalbimize, birisi kafamıza gelen ve birisi de cismimizi çepeçevre saran şeyler gibidir. Kevnî ve âfâkî delillerle, içte bunlara doğru cevap aramanın, mârifet hissinin uyanması ve mârifet fakültelerinin çalışır hâle gelmesiyle alâkası yoktur.
230