İçtimaî hayatın büyük bir kısmını gençler teşkil eder. Mütecaviz ve hayatları hezeyanla dolu olan gençler hayatı cehennemî bir hâle çevirirler. Öte yandan sahabe gibi hayatlarından nur fışkıran, yüzleri saadet gamzeden, bütün davranışlarıyla Allah’ı hatırlatan, bakışlarında cennet parlayan gençler ise hayatı tamamıyla bir cennet hâline getirirler. Evet, gençler, haşre inanma ile gerçek benliklerini bulacak fakat haşir akidesi ve öldükten sonra dirilme duygusu gönül ve kafalarından sökülüp atıldığı zaman beşerin huzursuzluk kaynağı hâline geleceklerdir. Bugün insanlık huzursuz ise hayatının her safhası çılgınlık ve hezeyanlarla dolu olan gençlikle huzursuzdur. Pedagoglar ve terbiyeciler, buna çare getirelim derlerken, yaptıkları mualecelerle yarayı daha da derinleştirmiş ve onulmaz bir hâle getirmişlerdir. Hâlbuki bu yaranın dermanı, öldükten sonra dirilmeye inanmaktır.
Zira gerçek çözüm, gençliğin atacağı her adımı Allah’a hesap verme inancı içinde atmasını temin etmek ve bu şuur içinde yetiştirmek ile mümkün olacaktır.
Hz. Ömer (radıyallâhu anh) mescide gidiyordu. Önünde hızla mescide doğru koşan bir çocuk gördü. Adımını hızlandırdı, çocuğa yaklaştı ve sordu:
– Ey yavru! Sana namaz farz değil. Niçin böyle heyecanla ve koşa koşa mescide gidiyorsun?
Çocuk sadece şu cevabı verdi:
– Ey mü’minlerin emîri! Dün mahallemizde bir çocuk öldü!..
Çünkü, istikametin medarı ve nokta-i istinadı, sadece ve sadece her şeyin görülüp bilindiği, tespit edildiği ve hesabının hazırlandığı bir güne göre hayatı tanzim etmededir.