İçeriğe geç
12. Bölüm

Sonsuz Kudretin Ahirete Delâleti

Dudaklarda bir tebessüm meydana getirecek veya dudakları patlatacak her iki manzarayı da hâvi bir mahşerin kurulacağını Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ında vaad ve vaîd ediyor. Bu ifadeler bir yönüyle müjde, diğer yönüyle korkutma mânâsını taşıyor.

O, söz veriyor. Verdiği sözü yerine getirmeye muktedirdir. Sözünden dönmek ise O’nun keyfiyetsiz keyfiyetine asla yakışmaz. Zira O, hulfu’l-vaad gibi bir noksanlıktan münezzehtir.

Bütün kâinatta eşya ve hâdiselerin içinde veya dışında, Cenâb-ı Hakk’ın muhteşem kudretini müşâhede ediyoruz.

Atomlar âleminden nebülözler âlemine kadar çok sıkı riyazî bir rabıtanın varlığını biliyoruz. Meselâ, bir atomu ele alalım: Çekirdeğin etrafında dönen elektronlardan başlayıp ona denk içteki ağırlığı teşkil eden ve bu ağırlık içinde esas tecrit ameliyesini yapan nötron ve protonlara kadar inceleyelim. Neticede, atomda çok ciddî bir riyaziyenin hükümferma olduğunu göreceğiz.

Atomlar, yarı müstakil varlıklar oldukları hâlde bir araya gelip yeni koloniler teşkil ederler ve bunlardan moleküller meydana gelir.

Çekim sahası ve radyasyon durumuyla güneş sistemini ele aldığımızda, peykleriyle güneş arasında çok sıkı bir irtibatın olduğunu görürüz. Bu rabıta kendisini o kadar canlı hissettirir ki, güneşteki hususî durumların yer fiziği üzerinde çok kere tesir icra ettiğini müşâhede ederiz. Bu tesir, çekim sahası ve radyasyon durumuyla doğru orantılıdır.

Forsed şöyle der: “Bir hücrenin diğer hücrelerle münasebeti gibi makro âlemde de münasebet vardır.”

57