Bir hücre yarı müstakil hükümet gibidir. İçlerindeki emir-komuta hep müstakildir. Kendi yapısını muhafazaya çalışır. Belli bir merkeze ihtiyaçlarını bildirir. O merkez de, kendi üstündeki merkeze tembih yapar, durumu anlatır. Daha önceki müracaatlarında gösterdikleri ihtiyaç listesine göre rızıkları kapılarına kadar gelir. Her hücre, harcamasını müstakil olarak yapar. Bu hücre denen devletçikler yan yana gelerek federatif bir devlet teşekkül ettirirler.
Eşya arasındaki bu rabıta, muhteşem bir şuurun eseri olarak görülüyor. Esas meseleyi bilmeyenlerin söyledikleri her şey şaşkınlıktan öteye gitmiyor, bu şuuru tabiatta aradıklarından dolayı şaşkınlıklarını ifade etmekten başka çare bulamıyorlar. Biz ise: سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِي صُنْعِهِ الْعُقُولُ diyor ve hayrette kalışımızı böylece ifadelendiriyoruz. Evet, “Kudretin sergilediği eserler karşısında akılların hayretten donakaldığı O Zât acz ve kusurdan münezzehtir.”
Vücudu teşkil eden milyonlarca hücrenin her biri, âdeta Eflatun’un beynini taşıyor ve dünyayı idare edebilecek bir karihaya sahip. Vücudun korunması, sıhhatle devam etmesi ve hijyen prensipleri içinde hüküm sürmesi için hepsi baş başa vermiş ve anlaşmış gibidir. Onların bu vaziyeti, bütün bunlara hükmeden bir hâkim kudretin varlığını göstermiyor mu?
Mikro âlem denilen küçüklerin oynaştığı, kaynaştığı âlemde de bu böyledir; makro âlem denilen galaksilerin ve yıldızların cevelan ettiği âlemde de durum aynıdır. Elektromanyetik dalgalar, radyasyonlar, birbirleriyle çok şuurlu bir şekilde alışveriş yapıyorlar. Şayet bu şekilde bir şuurlu alışveriş olmasa, bir kalb gibi çarpan ve genişleyerek bir tarafa doğru giden bir galaksinin hayatını devam ettirmesi mümkün değildir. Görüldüğü gibi büyük bir kuvvet ve kudretle karşı karşıyayız. Bütün varlık arasında şuurlu bir müdahalenin varlığını haykıran sımsıkı bir rabıta var.