Çorum’da yetişmiş büyük veli de sahabenin büyüklüğünü idrak edenlerden biri. Onun için de o vasiyetinde, Amr b. Ma’dikerib’in ayakucuna defnedilme tavsiyesinde bulunmuştu. Mezar taşına yazdırdığı âyet de oldukça mânidardır. Ashab-ı Kehf’in köpeklerinin durumu anlatılan bu âyette, “Köpekleri de eşikte, ön ayaklarını uzatmış vaziyettedir.”15 denilmektedir.
Veli zatın zihninde çizdiği bu tablo oldukça düşündürücüdür. O, bir başka yerde defnedilme yerine, sahabenin, hem de en arka saflarda bulunan (ama sahabi olan) Amr b. Ma’dikerib’in ayakucunda gömülüp yatmayı yeğlemiştir. Bu, Kur’ân ahlâkıyla bütünleşmiş insanların tevazu ve mahviyeti adına nasıl enginleşebileceklerinin en çarpıcı örneklerinden biridir ki, bu tür örnekler de, ancak Kur’ân’la bütünleşmiş insanlarda görülebilirdi.
Nebilerden sonra bizim için uyulması gereken en önemli insanlar sahabe efendilerimizdir. Çünkü onlar, oturan-kalkan, gezen-uyuyan canlı birer Kur’ân gibiydiler. Onların her hâl, her tavır ve her davranışlarında Kur’ân nümâyândı. Her biri tepeden tırnağa âdeta Kur’ân olmuştu.
Evet, onların her hâlleri Kur’ân’dı. Onlar ve onlardan sonra gelen tâbiûn hazerâtı, gönül ve kafalarını o denli Kur’ân’a vermişlerdi ki, hayatları da bütünüyle Kur’ân’ın temsilinden ibaret olmuştu.. öyle ki, o aydınlık çağda ümmî hiçbir insan kalmamıştı da sabanın kuyruğundan tutup çiftçilik yapan kimseler dahi, Kur’ân’a ait hükümleri çok rahatlıkla münakaşa edebiliyor ve normal sohbetlerinde bile ilmî en derin meselelerin müzakeresini yapabiliyorlardı.
Bütün bunlar yirmi-otuz sene gibi kısa bir zaman içinde gerçekleşmişti. Evet, atına eyer, ayağına çarık bulamayan bedevi bir millet, Kur’ân sayesinde, medeni milletlerin mürşid ve muallimi hâline gelmişti. Onlar başka değil, Kur’ân’la insanlığın sultanı olmuşlardı. Hâlbuki daha önce, başkalarının kulu kölesi olarak yaşıyorlardı ve sürüm sürüm idiler.
Dipnotlar
- 15 Kehf sûresi, 18/18.