Şimdi bir kere daha âyet-i kerimeye dönelim: Burada anlatılan olay, kıyamete kadar ayniyete yakın misliyet içinde cereyan edecek bir olaydır. Böyle bir olayın kahramanları olarak da, mü’min-i âl-i firavundan Seyyidina Hz. Ebû Bekir’e, Habib-i Neccar’dan her asrın şahitlerine, onlardan da aynı çerçeve içinde mütalâa edeceğimiz çağın şahitlerine kadar pek çok ölüme gönüllü kahraman sıralayabiliriz. Evet ülkenin ta öte yakasından gelip İstanbul’da çağın şahitlerinden biri olduğunu ilan eden ve İslâm’ın mukadderatı ile alâkalı teklifler ve çözüm alternatifleri sunan, bunu yaparken de ne ücret, ne ganimet, ne de şöhret peşinde olmayan, aksine “Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım.”6 diyecek kadar hasbî mi hasbî, fedakâr mı fedakâr, diğergâm mı diğergâm olan “Günümüzün şahidi” de onlardan biridir; içte ve dışta daha nice örnekler.. ilklerin çizgisinde, ayniyet ölçüsünde bir misliyetle nice örnekler!..
Kur’ân-ı Kerim, Hz. Musa döneminde cereyan etmiş bir başka olayı daha zikreder. Öyle ki oradaki hâdise ile buradaki vak’a hemen hemen aynı karakteristik çizgileri taşır. Firavun ailesinden, yani saraya mensup, aristokrat sınıftan birisi, Hz. Musa’nın öldürülmek istenmesi karşısında haykırır ve
“Siz bir adamı ‘Rabbim Allah’tır.’ diyor diye öldürecek misiniz?” der.7 Evet, böyle bir ortamda aşağı tabakalardan birinin, Hz. Musa’ya sahip çıkması ve onun öldürülmesine engel olması mümkün değildir.
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı 2/2206 (Tarihçe-i Hayat).
- 7 Mü’min sûresi, 40/28.