İçeriğe geç

3. أَقْصَى الْمَد۪ينَةِ “Kavminin o günkü anlayış, düşünce ve yaşam biçimlerinden olabildiğine uzak ve kendine göre seviyeli birisiydi” ki, “Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.”2 sözleri de ondaki bu farklı anlayışı göstermektedir. Son iki tevcih itibarıyla bu zatı, şehir halkının hayat felsefesinden farklı bir düşünceye sahip, belde halkının başı darda kalınca kendisine sığındıkları, müracat ettikleri hasbî bir insan olarak tanımlayabiliriz. Elmalılı Hamdi Yazır’ın da ifade ettiği gibi, bu zat, kavmi kendisini öldürmeye teşebbüs ettiğinde:

قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ۝بِمَا غَفَرَل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ

“Keşke, dedi, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını kavmim de bilseydi.”3 sözleri esas alınarak denebilir ki o, kavmi hakkında hep yüksek temennilerde bulunmuş ve hiçbir zaman kavmine karşı kin ve intikam duygusu da beslememiş; aksine düşmanlarına bile merhamet edebilen bir yaşatma insanı olarak, erdiği mutluluğu onlar için de dilemiş ve peygamberane bir şefkatle kendini son bir kez daha onlara anlatmak istemişti.

Aslında bu ses, bu soluk her dönemdeki hasbîlerin sesi-soluğudur. İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem); Uhud’da dişinin kırıldığı, yüzünden kanların şakır şakır aktığı en acı bir durumda bile bunu kendisine reva görenlere beddua etmemiş, aksine “Allah’ım, kavmimi hidayet eyle, zira beni bilmiyor onlar.” demiştir.4

284