“Çıkış yolu” tabiri, bize bir yerde sıkışıp kalmış, oradan çıkmak ve kurtulmak isteyen, bunun için çırpınıp duran bir insan imajı veriyor. Evet bu insan düştüğü sıkışık o mekândan kurtulmak için, sebepler adına her şeyi yapıyor, müracaat etmedik hiçbir şey bırakmıyor; ama bir türlü de kurtulamıyor. Ve işte tam bu kertede, Müsebbibü’l-Esbâb olan Allah’a sığınıyor; O da hemen imdada yetişiyor. Zaten Allah’ın (celle celâluhu) âyet-i kerimede “hurûc”u bizâtihi kendine isnadı da bu sürpriz inayeti ihsas ediyor. Zira مَخْرَجًا bir yönüyle “masdar-ı mîmî”dir ki çıkarmak demektir; diğer yönüyle de ism-i mekândır; çıkarılacak yer demek. Öyleyse bu çıkış, bu çıkarma, âdiyattan değildir; değildir ve harikulâdelikler kuşağında cereyan eden ve sırf Allah’a isnat edilebilecek bir olaydır. Aslında kâinatta cereyan eden her hâdise bir mânâda harikulâdedir ama ülfet ve ünsiyet gözlerimizi kör ettiğinden sebep-netice münasebetlerini göz önünde bulundurarak etrafımızdaki olaylara bakamıyor ve doğru değerlendirmeler yapamıyoruz. Evet, her zaman sebep-netice arasında ince bir münasebet vardır ama o sebebin, o neticeyi doğurması mümkün değildir.