Kur’ân âyetlerinin en önemli özelliklerinden biri, bu âyetlerin hedef olarak ele aldığı kimselerle, bilvesile hitap ettiği kimselerin ayrı olması ve her iki kesimin de âyetten alacakları derslerin farklı bulunmasıdır. Meselâ, bu âyet-i kerimede, muhatap kitle cahiliye dönemi şairleridir. O dönemde şair, gaybten haber aldığını iddia eden, secalı sözler söyleyerek etrafındakileri büyüleyen ve bir ölçüde bugünkü medyumlar gibi cinlerle içli dışlı olan, dahası Kur’ân’a muarız bulunan kişilere denirdi. İşte burada Kur’ân, şairler derken bunları kastediyor. Zaten bu tip insanlara uyanların, Kur’ân’ın ifadesiyle sapık olması da onların karakterleri hakkında bize yeterli ipuçları vermektedir.
Beri taraftan bu âyet, bilvesile cahiliye dönemindeki gibi olmasa bile, her devirdeki bazı şairlere de hitap etmektedir. Âyeti bu çerçeveden değerlendirecek olursak;
وَالشُّعَرَۤاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُۧونَ“Şairler(e gelince) onlara, sapıklar uyarlar.” Yani din ve dine ait her şeyi bir kenara itip hislerini, heveslerini put hâline getiren insanlar, şairlere tâbi olurlar.
أَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَ“Onların her biri ayrı ayrı vadilerde dolaşır durur.” Yani nazmın veya nesrin ayrı ayrı vadilerine dalarak, “romantizm, realizm, rasyonalizm…” deyip, esas mevzu ve muhtevayı, mânâ ve gayeyi bir tarafa bırakır, şaşkın şaşkın sağda-solda dolaşırlar.
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ“Bunlar yapmadıkları şeyleri söyler.” Ve tıpkı sürekli yalan söyleyen avcılar gibi edebiyat der, roman der, şiir der ama hep yalan söylerler.