Evet, gerek ferdî yaşayışımızda ve gerekse millî hayatımızdaki başarılarımızda istikamet, olmazsa olmaz bir rükündür. Bazılarımız bir kısım eğriliklerle ve yalanla dolanla bugün bazı başarılar elde edip kitleleri arkamızdan sürükleyebilsek de hakikatler ayan beyan ortaya çıkınca kazandığımız şeyler bir bir elden gidecek ve biz elde ettiğimiz onca imkânla beraber yeniden kazanma itibarını da kaybedeceğiz. Evet istikamet öyle bir kredidir ki, onu kaybettiğinizde, bunu gören kimseler o güne kadar size kazandırdıklarını bir bir elinizden alabilirler. İstikametin bu ölçüdeki kazandırıcılığı ve aksinin kaybettiriciliğinden olmalı ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) شَيَّبَتْن۪ي سُورَةُ هُودٍ“Beni Hûd sûresi ihtiyarlattı, iflahımı kesti.”5 buyurur. Neden olmasın ki, o sûre içinde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”6 âyeti var. Demek nebi bile olsa istikamet-i tâmmeye mazhariyet endişesi zail olmuyor. Olmuyor ve O İstikamet Kahramanı (sallallâhu aleyhi ve sellem), bana bir şeyler tavsiye et diyen bir sahabiye قُلْ أٰمَنْتُ بِاللّٰهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ“Önce, Allah’a iman ettim, de, sonra da dosdoğru, istikamet üzere ol.”7 irşadında bulunuyor.
Sen bu çerçeveyi koruduktan sonra düşmanların veya seni hazmedemeyen hazımsız dostların sana çamur atsalar bile, bir gün gelir kaderin beraatı mutlaka tecellî eder, muvakkaten kaybettiklerinin kat katını bir hamlede kazanırsın. Elverir ki her şeye rağmen istikametten ayrılmayasın.
Dipnotlar
- 5 Tirmizî, tefsir (56) 6; Münâvî, Feyzu’l-kadîr 4/169.
- 6 Hûd sûresi, 11/112.
- 7 Müslim, iman 62; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/413; 4/385.