İçeriğe geç

Burada ayrıca ifade edelim ki, Cenâb-ı Allah’tan Cennet’i isteme ve yine Cehennem’den O’na iltica etme bu söylediklerimize zıt değildir. Biz her gün defalarca bunlar için el açıp dua ederiz. Çünkü ne Cehennem azabına tahammül edebilir ne de Cennet’e girmeme gibi bir mahrumiyete dayanabiliriz. Ondan mahrumiyete nasıl katlanabiliriz ki? Ötede Cemalullah’ı müşâhede ve Resûlullah ile maiyyet ancak Cennet’te mümkün olacaktır. Allah’ın en büyük lütfu ve ihsanı olan Rıdvan da yine Cennet’te elde edilebilecektir.

Evet, Cennet’e girmeyi, Cehennem’den kurtulmayı yapılan amellere bağlamak farklı bir şey, onları Allah’ın sonsuz lütfundan, engin rahmetinden beklemek tamamen farklı bir şeydir. Haddizatında yapılan amellerle Cennet’i elde etmek mümkün olmadığı gibi, Cehennem’den kurtulmak da mümkün olmayacaktır. Onlar ancak Rahmeti Sonsuz’un merhamet ve şefkatiyle nâil olunabilecek nimetlerdir.

İşte iman ve Kur’ân hizmetini bir kısım füyûzat hislerine bağlamak da, o gayretlerin mükâfatını dünyada talep etme mânâsına gelir. Hâlbuki böyle bir talep, insanın dar ufku ve dünyanın darlığı içinde peşine düşülmüş çocukça bir talep olur. Hani, bayram günü babası çocuğuna, “Dile benden ne dilersen!” der. Çocuk da birkaç tane bilye yahut arkadaşlarına caka yapmak için bir çift popul ister. Elbette ki bu, o çocuğun kendi dünyası, çocukça bakış açısına göre bir taleptir.

Aynen öyle de insan ötede Cennetleri, onun da ötesinde Cemalullah’ı peyleyebileceği sermayeyle burada dünyevî, basit birtakım isteklerin peşinde olur veyahut bir kısım ruhanî zevk ve hazların peşine düşerse kendi darlığına göre taleplerde bulunmuş; istek ve taleplerini çocukça bir bakış açısına teslim etmiş demektir. Hiç şüphesiz bu durum da o bâkî mükâfatı burada fenaya mahkûm etmek mânâsına gelir.

170