Üstad Hazretleri’nin bu yaklaşımından ayrıca şu sonucu da çıkarabiliriz: İnsan; imana, Kur’ân’a hizmet ederken zihnini dünyevî-uhrevî her türlü mülâhazadan tecrit etmeli ve sadece Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğuna kilitlenmelidir. Yalnız Allah’ı dilemeli ve Resûlü’nün yakınlığını ümit etmelidir. Evet, i’lâ-yı kelimetullah yolunda hizmet etmek bir vazife ve bir kulluk borcudur. Dolayısıyla o hizmet, Cennet’e girme ve Cehennem’den kurtulmaya bile alet edilmemelidir. Ve yine o hizmet, fizikötesi âlemleri müşâhede, derin haz ve zevklere ulaşma gibi mânevî ve ruhanî zevk ve lezzetler için bile olsa vasıta yapılmamalıdır. Belki yapılan amellerle uhrevî saadet ve mânevî makamları kazanmaya çalışmak bazı kimseler için bir eksiklik olmayabilir. Ancak ekmeliyet ve etemmiyet peşinde olan hizmet erleri bu tür mülâhazaları bir noksanlık ve kusur saymalıdırlar. Dünyevî bir kısım arzular peşinde koşmak, beklentilere girmek ise zaten ihlâsa bütün bütün münafidir, dolayısıyla dinin bu mevzudaki hükmü de bellidir. Evet, Allah Mabûd-u Mutlak olduğu için O’na kulluğun karşısında hiçbir şey bedel olamaz. O Maksud’dur.. Matlûb’dur.. Mahbûb’dur.. Mabûd’dur. O’nun arkasına düşülür.. O’na aşkla, iştiyakla yönelinir.. O talep edilir.. O sevilir.. O’na ibadet edilir. Fakat kat’iyen, “Bunları şunun için yaptım.” denemez. Çünkü kulluk Allah’ın hakkı, bizim de vazifemizdir. İşte Üstad Hazretleri, hizmet-i imaniye ve Kur’âniye’yi maddî ve mânevî terakkilere alet etmeyi mahzurlu sayıyor, hatta onun da ötesinde bunun bir suç olduğunu söylüyor.7
Dipnotlar
- 7 Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası-2 s.73.