İçeriğe geç

Kader Mutlaka Adalet Eder

Bediüzzaman Hazretleri’nin bu yaklaşımını kavrayan insanlar, zannediyorum hayatlarını istikamet çizgisinde sürdürebilme ve rantabl olarak değerlendirebilme adına bulacakları en önemli disiplinlerden birini bulmuş sayılırlar. Yine böyleleri karşılaştıkları sıkıntı ve musibetler karşısında suçlayıp sorgulayacakları hedefi tutturmuş ve böylece değişik düşünce kaymalarına düşerek kazanma kuşağında kayıplar yaşamaktan kurtulmuş olurlar. Az önce de zikredildiği gibi, bunlar ne çevresindekilere atf-ı cürümlerde bulunur ne kadere taş atar ve ne de “Ne günahım var ki, bütün bunlar benim yahut yakınlarımın başına geldi?” diyerek yakışıksız sayılabilecek sözlerle düşünce inhirafları yaşarlar. Aksine dış yüzü itibarıyla kayıp gibi görünen hâdiselerde kazanç üstüne kazanç elde ederler.

Öte yandan, tenkidini tevcih edeceği mecrayı bulamayan tâli’sizler ise başlarına gelen musibetlerden dolayı ya başkalarını suçlar ya da sünnetullah dediğimiz ve herkes için geçerli olan ilâhî kanunlara karşı açık yahut gizli itirazda bulunarak kaderi tenkit etme gibi tehlikeli bir vadiye sürüklenmiş olurlar. Evet, insan böyle bir mülâhazayı, bir kelam-ı nefsî, bir iç konuşmayla dahi kalbinden geçirmiş olsa yine tehlikeli bir vadiye doğru adım atmış sayılır. Çünkü asla unutulmaması gerekir ki, insanlar zulmetseler de kader mutlaka adalet eder. O sebeple kaderi tenkit etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Üstad Hazretleri de, “İnsanların ayn-ı zulümleri içerisinde kader-i ilâhî tecellî eder.”3 diyerek bu konuya işaret etmiştir.

167