İçeriğe geç

Ezcümle; Sakîf kabilesinden bazıları, İslâm’ı kabul etmelerine karşılık olarak bir kısım imtiyazlar istemişler; Allah Resûlü’ne müracaatla, kendilerinin bazı vecîbelerden muaf tutulmalarını talep etmişlerdir. Sıradan bir ideal ve aksiyon adamının o türlü isteklere kayıtsız kalması ve muhataplarının kendinden uzaklaşmalarını göze alması çok zordur; çünkü, insan fıtratında her şeye rağmen taraftar toplama gibi zaaflar vardır. Fakat, İnsanlığın İftihar Tablosu, her türlü zaaftan korunmuş bir Resûldür. O’nun gayesi, insanları kendine değil, Allah’ın (celle celâluhu) dinine bağlamaktır. Öyleyse, Resûl-i Ekrem’in, dini bütünüyle kabul etmeyen Sakîflilere taviz vermesi ve onların hatırına dinin ahkâmını değiştirmesi imkânsızdır.

Nitekim, mevzuyla alâkalı âyet-i kerimede, Sakîf kabilesinin isteklerine karşılık Allah Resûlü’nün takındığı kesin tavır ortaya konmaktadır: “Eğer Biz seni yüce ve yüksek dağlar gibi tesbit etmeseydik, evet, mehip dağlar misillü, hakikatin içine bu kadar kök salmanı sağlamasaydık, az da olsa onlara meyledebilirdin.”5 denilmektedir. Demek ki, Ferîd-i Kevn ü Zamân (aleyhissalâtü vesselâm), öyle sağlam bir iman zeminine oturmuştur ki, O’nun bulunduğu yerde bir toprak kaymasından bahsetmek mümkün değildir.

Allahu a’lem, bu ilâhî beyan şu mânâlara gelmektedir: Eğer, Biz bütün davranışlarını vahyin kontrolü altına almasaydık ve sen başkaları gibi, dini tebliğde yalnızca akıl ve mantık yolunu tutup gitmiş olsaydın, senin de “Ben, bunları böylece kabul edeyim; sonra onları yavaş yavaş dine ısındırır, tam ve kâmil mü’min olmalarını sağlarım.” diye düşünmen ihtimal dahilindeydi. Fakat, sen kat’iyen böyle bir mülâhazaya girmedin. Ne var ki, böyle bir düşünceye meyletmemen, Bizim tesbitimiz sayesindedir. Biz, seni bir an dahi kendi başına bırakmış değiliz ki, sen onların taviz taleplerine meyletmiş olasın!..

26