İçeriğe geç

Allah Teâlâ, imana davet mevzuunda Resûl-i Kibriyâ’ya bazı ipuçları vermişti; neyi nasıl emredeceğini, hangi meseleyi ne şekilde yasaklayacağını ve insanları ne suretle din-i mübîne çağıracağını öz ve esas itibarıyla bildirmişti. Fakat, bir kısım meseleler de vardı ki, O’nun içtihadına bırakılmıştı. Gerçi, o içtihadlarda, gayr-i metluv da olsa, yine mutlak surette bir vahy-i ilâhî ya da bir ilham-ı ilâhî söz konusuydu; evet, bazı hususlar O’na doğrudan doğruya ve kelimesi kelimesine ifade edilmemişti ama hak ve hakikat bir nüve hâlinde içine atılmıştı. Bir yönüyle, o nüveyi açma, büyütme, şekillendirme, değerlendirme ve ifade etme mevzuu kendisine bırakılmıştı. Allah Resûlü, çok defa o türlü malzemeleri o üstün fetanetiyle bizzat kullanır; işin içine kendi tasarrufunu ve içtihadlarını da katardı. İşte, Allah Teâlâ, beşerin hidayete ermesi için kıvrım kıvrım kıvranan Müşfik Nebi’nin bir kısım meselelerde ortaya koyması muhtemel içtihadı bildiğinden dolayı daha baştan O’na “Kâfirlere vemünafıklara itaat etme!” demiştir. Bu itibarla, şayet söz konusu âyetin bir ikaz ihtiva ettiğinden bahsedilecekse, bunun bir kınama olarak değil, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun beşerin kurtuluşu için çırpınıp durmasını takdir ve münkirlere karşı onu te’yid şeklinde anlaşılması gerekmektedir.

25