İçeriğe geç

Çoğu insanlar, alışageldikleri kelimelerden, ibarelerden, mânâlardan ve ifade çeşitlerinden fikirlerini ayıramadıkları için ulvî hakikatleri kendi mahiyetleriyle hemen anlayamazlar. O yüksek hakikatler, ülfet ettikleri ifadelerle ve müşahhas misallerle anlatıldığı zaman onlardan bazı doğru mânâlar çıkarabilirler. Nitekim, Kur’ân-ı Kerim, meseleleri zihne yaklaştırmak ve anlaşılır kılmak için pek çok misale yer vermektedir. Meselâ; haşir gerçeğini anlatırken herkesin kavrayabileceği bir misale dikkatleri çekmektedir: Tohum toprağın bağrına atılmakta, orada önce çürümekte ve akabinde yeni bir hayata başlamaktadır. Zamanla ağaç hâline gelmekte, dal budak salıp semalara ser çekmektedir. Yapraklarla süslenip, meyvelerle donatılmaktadır. Daha sonra da bütün ziynetini döküp kupkuru bir kemik gibi olmaktadır. Fakat yeni bir baharda tekrar süslenip kendisini mahlukatın nazarlarına arz etmektedir. Bazı hayvanlar ve haşerat sonbahardan itibaren kış uykusuna girip, ölüm gibi bir hâle maruz kalmakta, ama ikinci bir baharda yeniden canlanmaktadır. Bütün varlıklarda cereyan eden bu kanundan insanın müstesna tutulmasına ihtimal verilebilir mi? Onun da bir baharı, bir kışı ve ikinci bir baharı vardır. Zira o da bir tohumdan meydana gelmekte, bir ağaç gibi olgunlaşmakta; fikir, sır, hafî gibi meyveler vermekte ve daha sonra da bir tohum misillü yeniden toprağa düşmektedir. Mevsimi geldiği ve Sûr’a üflendiğinde o da kendi “ba’sü ba’del mevt”ine erecektir. İşte, kelam-ı ilâhî meseleleri zihne takrib edici bu türlü misallerle doludur.

Kur’ân-ı Kerim’in İrşadı

13