İçeriğe geç

Neticede, bütün bu ruhbanlık çeşitlerinde öz itibarıyla fıtrata karşı savaş açıldığından dolayı çok büyük hezimetler görülmüştür. Çünkü, fıtrat, her zaman kendisine karşı savaş açanlardan intikamını almıştır/almaktadır. Ruhbanlık adı altında ölçüsüzlüklere girilince, helâller haram, haramlar da değişik yorumlarla helâl sayılınca, sadece bazı kimseler için subjektif olarak ve muvakkat bir surette kabul edilebilecek bir kısım çile ve riyazetler objektif kaidelermiş gibi herkese ve uzun süreli olarak teklif edilince ve böylece insan tabiatında bir deformasyona gidilince, fıtratın intikamı öyle şiddetli olmuştur ki, dünyevîliğe, şehvete ve ihtirasa en fazla gömülenler, ruhbaniyet iddiasında bulunanlar ve onların soylarından gelenler arasından çıkmıştır.

Evet, zikredilen âyet-i kerimede de vurgulandığı üzere; ruhbaniyeti ihdas eden din adamları, ruha kendi gücünü kazandırma niyetiyle de olsa, Cenâb-ı Hakk’ın emretmediği bir kısım kurallar uydurmak suretiyle sonu hüsran olan bir yola girmiş ve fıtrata yenik düşmüşlerdir. Çünkü, dinin temelindeki denge prensibini ihmal etmiş, tabiîlikten çıkarak hayatı yaşanmaz hâle getirmişlerdir. Dahası, kendi belirledikleri usullere de riayet edememiş ve dalâlete sürüklenmişlerdir.

Cenâb-ı Hakk’a Vasıtasız Teveccüh

İşte, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “İslâmiyet’te ruhbaniyet yoktur.” diyerek, hem akîde, hem diyanet ve hem de zühd anlayışı açısından ölçüsüzlüğü, dengesizliği, fıtratla zıtlaşmayı ve haddi aşmayı reddetmiştir.

333