Diyanet yönüyle ruhbaniyet ise, dinin doğrudan doğruya bir kısım ruhanî insanlar tarafından temsil edilmesi; günah çıkarttırma, vaftiz ve aforoz etme gibi işlerin mutlaka kendilerini rubûbiyet ve ulûhiyet esrarını keşfe adamış, Rabbi tanıyıp tanıtmayı esas maksat yapmış âlim ve muallim rabbanîler tarafından yapılmasıdır. Onlarla olmadıktan sonra bir insan başını yere koyamaz, bir yerde içini Allah’a dökemez ve bir ibadeti yerine getiremez. Dinî âyin ve merasimler, ancak belli bir sınıfın idaresinde ve yine onlar tarafından belirlenen bir formatla yapılabilir. Çünkü, ruhbanlar Yaratıcı ile kullar arasında köprüdürler; onlar, ulûhiyet esrarına açık önemli temsilciler ve vasıtalardır; dolayısıyla, onların olmadığı yerde Rabb’in teveccühü de olmaz.
Fıtratın Ruhbaniyetten İntikamı
Umumi mânâdaki akîde ve diyanet açısından ruhbanlığın yanı sıra, bir de onun daha çok bilinen üçüncü çeşidi vardır ki, aslında bu tür ruhbanlık insanların ferdî hayatları ile alâkalıdır; fakat, bu telâkki de zamanla müesseseleşmiş ve Hristiyanlık gibi bazı dinler ile bir kısım dine benzer sistemlerin genel anlayışı olarak zuhur etmiştir. Bazı din müntesipleri, iyice yaygınlaşan dünya hırsı, şehvet ve kötü ahlâka karşı aşırı tepki göstererek, özellikle üçüncü asırdan itibaren bekâr kalmayı, yoksulluğu ve zühdü ideal hâline getirmişlerdir. Dünyaperestliğe o kadar şiddetle karşılık vermişlerdir ki, çok küçük bir dünyalığa sahip olmayı dahi ahlâksızlık gibi bir günah kabul etmişlerdir.