İçeriğe geç

Hususiyle adanmış bir ruh, “Nefis cümleden ednâ, vazife her şeyden a’lâ”9 hakikatine yapışmalıdır. Kendisini acz u fakr içindeki sıradan bir insan olarak görmenin yanı sıra, iman hizmetini dünyevî hiçbir bedelle değiştirilemeyecek yüce bir lütuf kabul etmelidir. Mazhar olduğu en küçük muvaffakiyeti dahi kendisinden bilmemeli; “Ben böyle uçamazdım, bu çıtayı bu kadar yüksek tutamazdım, maratonda bu kadar hızlı koşamazdım, ipi önde göğüsleyemezdim… Bütün bu başarıları lütfeden O!..” diyerek tahdis-i nimette bulunmalı ve bu ihsanların daha sonrakiler için birer referans olduğunu düşünerek hizmet yolunda daha bir şevkle koşmalıdır. Cenâb-ı Hakk’ın bir dönemde büyük velilere yaptırdığı önemli işleri bir başka zaman sıradan bazı kimselere de yaptırabileceğine inanmalı; “Ben çok zavallıyım, iman hizmeti ise, pek kıymetli; fakat, Allah dilerse, bana da bu salih dairede bir yer nasip eder ve beni de bahtiyarlardan kılar.” mülâhazasıyla dolu bulunmalıdır.

Evet, düz kulluğa talip olma ile himmeti âlî tutma cem’ edilmelidir. Bizim, sâde kulluğa razı olmamız ama O’nun inayetiyle çok büyük işlerin altından kalkabileceğimize de inanmamız lâzımdır. Kendi acz ü fakrımıza rağmen, Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarının başımızdan aşağı yağmasını O’nun keremine vermemiz gerekmektedir. Şimdiye kadar kimsenin muvaffak olamadığı başarılara ulaşsak, yine de bunu büyüklüğümüzün bir delili saymamamız; belki, çok küçük vesilelerle çok büyük işler yapan Allah Teâlâ’nın bizim gibi sıradan insanlara da iman hizmeti gibi pek büyük bir vazifenin bir ucundan tutturmuş olabileceğini düşünmemiz icap etmektedir.

175