İçeriğe geç

Hâlbuki, bir insan Mehdî olsa da, onun bu mazhariyetini ilân etme gibi bir vazifesi yoktur. Dahası, hakikî Mehdî olduğuna dair elinde kesin bir delili de yoktur; duyuş ve sezişlerinde yanılmış, asıl ile gölgeyi karıştırmış olabileceği her zaman muhtemeldir. Mehdî’nin şahıs mı yoksa şahs-ı mânevî mi olduğu da şüphelidir. Dolayısıyla, mehdiyet, arkasına düşülüp aranılacak, bulununca da herkese ilân edilecek bir paye değildir. Heyhat ki, bugün en ciddî insanlar bile o meseleye kafalarını takmışlar. Onu bunu Mehdî ilân etmekle insanlığın meselelerinin hallolacağını zannediyorlar. Falanı filânı getirip o tahta oturtmakla İslâm âleminin problemlerinin çözüleceğine inanıyorlar.

Hayır, meselelerin halli başka taraftadır; bugün insanlık iman zaafı veya küfür problemi yaşamaktadır. En büyük dert budur ve illa bir şey yapılacaksa, bu problemin herkese duyurulması ve ona karşı çarelerin ortaya konulması adına bir ilân yapılmalıdır. Mutlaka ilân edilmesi gereken meseleler de vardır, ilân edilmeyecek meseleler de. İnsana rüyada veya yakazada bin defa “Sen şahs-ı mânevî hesabına mehdîliği temsil ediyorsun, sen Mehdîsin!” deseler ve o kendisinin Mehdî olduğuna kat’i kanaat getirse bile, onun bu kanaatini ilân etmek gibi bir vazife ve sorumluluğu yoktur. Şayet, insanın bir kıymeti varsa, o, öbür tarafta belli olacaktır ve mükâfatını Allah verecektir. Onun burada kendi kendine makamlar ve mükâfatlar takdir etmesi mânâsızdır. Özünde derin olmayan ve düz kulluğa rıza göstermeyen insan, kendisini hangi makama yakıştırırsa yakıştırsın ya da nasıl takdim ederse etsin faydasızdır.

179