Evet, bu hâdisenin bir benzeri Hayber Gazvesi’nde meydana gelmiştir; bunun üzerine Rehber-i Ekmel (aleyhissalâtu vesselâm) Efendimiz, halka şu hakikatin ilân edilmesini emir buyurmuştur: “Cennet’e ancak Allah’a gönülden teslim olmuş mü’minler girecektir. Şu kadar var ki, Allah (dilerse), İslâm dininifâcir bir kişi ile de te’yid edip kuvvetlendirir.”4
İşte, Nur Müellifi, mezkûr hadis-i şerife istinaden, “Sen, ey riyakâr nefsim! ‘Dine hizmet ettim’ diye gururlanma. ‘Muhakkak ki Allah, bu dini fâciradamla da te’yid ve takviye eder.’5 hadisi sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o racul-i fâcir bilmelisin. Hizmetini ve ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü, vazife-i fıtrat, farize-i hilkat ve netice-i sanat bil, ucub ve riyadan kurtul.”6 demiştir.
Demek ki, nefis tezkiyesine nâil olamamış bir insan, dine ve diyanete hizmet ediyor olsa bile, gurur, ucb ve riyaya düşmemek için çok temkinli hareket etmeli ve kendisinin de o racul-i fâcirin âkıbetine uğrayabileceğini düşünüp titremelidir. Hizmetlerinden dolayı asla şımarmamalı, gurura kapılmamalı ve kendisini emniyette saymamalıdır; aksine, Allah yolundaki mücahedesini tabiî bir vazife, bir kulluk borcu ve o zamana kadar lütfedilen nimetlerin şükrü kabul etmelidir. Şahsı itibarıyla fısk u fücura açık olduğunu hep hatırda tutmalı, nefsi ile baş başa kaldığında her haltı karıştırabileceğine inanmalı; dolayısıyla her zaman Allah’a sığınmalı ve eksiklerine, kusurlarına, hatalarına ve günahlarına rağmen hâlâ imana hizmet dairesinde bulunuyor olmasını büyük bir arınma fırsatı olarak görmelidir.
Dipnotlar
- 4 Buhârî, cihâd 182; Müslim, îmân 178.
- 5 Buhârî, cihâd 182, meğâzî 32, kader 5; Müslim, îmân 178.
- 6 Bediüzzaman, Sözler s.515 (Yirmi Altıncı Söz, Hâtime).