Bir hukuk devletinde devlet içinde devletten ya da derin devletten bahsetmek de mümkün değildir. Fakat, maalesef, “Devletin nizam ve intizamını, asayiş ve güvenliğini temin etmek maksadıyla öldürmem istenen insanları öldürdüm” diyen kimseler çıktı bizim ülkemizde. “Devletim bana ‘vur’ dedi, ben de vurdum” diyenler oldu. Onlara belki şöyle denebilirdi: “Devlet sana “zina et” derse, zina mı edeceksin! Hırsızlık yap dediğinde hırsızlık mı yapacaksın? Hırsızlığa teşvik eden bir devlet, devlet haysiyetini kaybetmiştir; zinaya teşvik eden bir devlet, devlet olma keyfiyetini yitirmiştir, o suretâ bir devlet heykeli olsa da artık ruhsuzdur. Aynen öyle de, “Git adam öldür” diyen bir devletin devlet haysiyet ve şerefinden bahsetmek mümkün değildir. Öyleyse, icabında o memuriyetten ayrıl; git başının çaresine bak, ama cinayet işleme. Devlet bile emretse, dünyadaki evrensel hukukî değerlere ve Türkiye’deki hukuk sistemine aykırı icraatta bulunamazsın.” Evet, maalesef, “Devletim emretti; ben de falan yerde falanı öldürdüm” diyen insanlar oldu. Bir sürü fâili meçhul var. Bu cinayetlerin arkasında kimler olduğu hâlâ belli değil. Her cinayetten sonra bir kısım kiralık katiller gösteriliyor; “falan etti, filân yaptı” deniyor. Birisi bir yerden telefon ediyor, “Falan örgüt üstlenmiştir” diyor ve bu, bir kısım medya yoluyla hemen ta’mim edilerek hâdise geçiştiriliyor; fakat o mesele hep meçhul kalıyor, hiç çözülemiyor. O meçhuliyet tozu, toprağı bir türlü silinemiyor ve iş bütün vuzuhuyla ortaya konamıyor. Neticede, çok geçmeden yine aynı cinayetler irtikap ediliyor, benzer senaryolar oynanıyor.