İşte, hakperest ve adil davranmanın çok zor olduğu bir konumda, Hulefâ-i Râşidîn, Ömer İbn Abdülaziz, Mehdî-i Abbasî, Harun Reşid, Fatih Sultan ve Yavuz Selim gibi davranmaya çalışarak kılı kırk yararcasına yaşayan idareciler Allah’ın rahmetine, Cennet’e ve rıdvana açık duruyorlar demektir. Güç, makam ve mansıp karşısında “pes” etmeyip adaletten ayrılmama “zıllullah”a açık bir duruş mânâsına gelmektedir. Öyle bir duruş, adil idarecileri, Cenâb-ı Hakk’ın hususî ve sürpriz olarak hazırlayacağı o ilâhî gölgeye namzet hâle getirmektedir. Ahirette insanın kalbini, ruhunu, hissini ve bütün letâifini saran endişe ateşlerine karşı koruyucu bir sera ve bir siper olan “zıllullah”, hiç kimsenin korunamadığı bir yerde, işte o türlü idarecileri himayesine alacak ve onlar için emin bir sığınak olacaktır. Evet, adalet sıfatı, bir idarecinin “zıllullah”a mazhar olması için tek başına kâfi değilse de, o mazhariyete erenler mutlaka adil imamlar arasından çıkacaktır. Dolayısıyla, bu hadis-i şerif bir hakikati ifade etmenin yanı sıra hem fertler hem de toplum için çok önemli olan bazı hasletleri de nazara vererek o güzel huylara teşvik etmektedir.
Münebbihât
İbn Hacer el-Askalânî Hazretleri tarafından derlenen, Peygamber Efendimiz’in, ashab-ı kiram’ın ve tâbiînin büyüklerinin bazı sözlerine yer verilen “Münebbihât” adlı risale, ikiden ona kadar cümlelerden oluşan tembihleri ihtiva etmektedir. Münebbihât’ta, sünâiyyât, sülâsiyyât, rübâiyyât… denilen iki maddeli, üç maddeli, dört maddeli… hadisler vardır ve bunların hepsi Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bazı hakikatleri ifadeyle beraber tergîb ve terhîb maksadıyla söylediği lâl ü güherlerdir. Bunlar, sorunuzda zikrettiğiniz hadis-i şerif gibi, salih amellere karşı arzu uyarır, iradeyi şahlandırır ve iştiyakı artırır; fena işlere karşı da nefsi dizginler, hevayı gemler ve hevesi frenler.