İçeriğe geç

“Selâm” da melek-i nâtık denebilecek kelimelerden biridir. Öyleyse, başka sözlerle değil, Kur’ân’ın öğrettiği o derin muhtevalı beyanla insanları selâmlayın. Uğradığınız her yerde, çarşı-pazarda, bir dükkânda ya da şadırvan başında rastladığınız her insana اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ deyin, niyetinizle onu her an biraz daha derinleştirerek insanlar arasında emniyetin temsilcileri olun. Sizin o samimi söz ve tavırlarınız bir havuza dökülecek, orada değerlendirilecek; çok farklı şekillerde, değişik kalıplar içinde ve ahirette işinize yarayacak bir keyfiyette mutlaka bir gün dönüp size gelecektir; işte o günü intizara koyulun. Kim bilir, belki de o selâmlaşmalarınızın her biri, dualarınıza meleklerin iştirakini sağlayan kapıyı açacak sihirli birer anahtar mesabesindedir. Kim bilir, belki çarşı-pazarda önünüze gelen herkese emniyet ve güven vaad ettiğiniz zaman sizin için de öbür âlemlerde bir kısım emniyet kapıları açılıyordur; sizin bir selâmınıza mukabil yüzlerce melek “Selâm sizin de üzerinize olsun.” diyor ve size dua ediyordur. Evet, böyle bir kazanma yolu varken onu değerlendirmemek, dilsizmiş gibi davranıp selâm vermemek ya da başka kültürlerin etkisiyle meseleyi daraltmak büyük bir kayıptır.

Sofranızı Herkese Açın

Hadis-i şerifte, ikinci olarak, وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ“Sofranız herkese açık olsun, bolca ikram edin.” denmektedir. Fakirleri ve açları doyurma mevzuu âyet-i kerimelerde ve hadislerde farklı şekillerde ifade edilmiş; zekât, sadaka, keffaret ve fidye gibi meselelerde fakirlerin doyurulması konusu, sınırları çizilerek genişçe ele alınmıştır. Fakat, Peygamber Efendimiz bu sözüyle zengin-fakir, mü’min-müşrik ayırmamış; yemek yedirmeyi mutlak bırakmıştır. Bu açıdan, öncelikle Müslümanlara olmak üzere, Hristiyan, Yahudi, Budist ya da kim olursa olsun gayr-i müslime ikramda bulunmak da bu sözün muhtevasına dâhildir.

284