Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) “Her yaş ciğer (canlı) sizin için bir sevap kazanma vesilesidir.”15 buyurmuştur. İffetsiz ve çok günahkâr bir kadının, susuzluktan dili sarkmış bir köpeğe acıdığından dolayı bir kuyuya inip ayakkabısıyla su çıkardığı ve o köpeği suladığı için Cennet’e girdiğini anlatan16 Peygamber Efendimiz, bir kediyi eve hapseden, ona yiyecek vermeyen, yeryüzünün haşerâtından yemesine de engel olan ve onun ölümüne sebebiyet veren bir başka kadının da bu çirkin işten dolayı Cehennem’e gittiğini bildirmiştir.17 Evet, kendisinde hayat eseri olan her canlı bir sevap vesilesi ise, buna hayvanât dahil olduğu gibi evleviyetle insanlar da dahildir. Çünkü, her insan Cenâb-ı Allah’ın özel mührünü taşımaktadır ve ahsen-i takvîme mazhardır.
Demek ki, وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ ifadesini çok geniş olarak değerlendirmemiz gerekmektedir. Soframızı herkese açık tutmamız, misafirimiz kim olursa olsun yemek yedirmemiz mü’mince bir davranıştır. Tabiî ki, herhangi bir sahabiye ikram etmek farklıdır, Peygamber Efendimiz’e yemek yedirmek daha farklıdır. Necran’dan gelip bağrını İslâm’a açan insanlara ya da Gassan’dan gelen Hristiyanlara yemek yedirmekle, sıradan bir Müslümana ikramda bulunmak aynı kıymette değildir. Evet, Allah rızası için yemek yedirmek salih bir ameldir ve her ikramın bir sevabı vardır. Fakat, soframıza oturan insana göre o sevabın artması da söz konusudur. Hak dostlarından birine yedirdiğimiz yemek, Allah nezdinde öyle büyüktür ki, onun bizim için yedi veren, hatta yetmiş veren başak gibi olması ve evimizi bereketle doldurması kuvvetle muhtemeldir.
Dipnotlar
- 15 Buhârî, müsâkat 9; Müslim selâm 153.
- 16 Bkz.: Buhârî, bed’ü’l-halk 17; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/510.
- 17 Bkz.: Buhârî, enbiyâ 54; Müslim selâm 151.