Dikkat edilirse, bu hadis-i şerifte sayılan dört hususun ilk üçü alenî yapılan ve içtimaî hayatla alâkalı olan mevzulardır. Sonuncu madde ise gönül hayatına müteveccihtir ve gizli yanları da bulunan bir meseledir. Sanki bu sıralamada da “görünme”den daha çok “olma”, hatta çok derin olma ama sığ görünme ve halkın arasında sergilenen tavır ve davranışları mutlaka vicdan süzgecinden geçirerek ortaya koymuş bulunma esaslarına da telmih vardır. Selâmlaşma, ikramda bulunma ve akrabayı görüp gözetme çok önemli birer hayır yoludur; fakat, onlara değer kazandıran husus niyet ve ihlâstır. O niyet ve ihlâsın var olup olmadığını öğrenmenin, nefisle yüzleşmenin en müsait zemini de gecenin karanlığını yırtan nurlu seccadelerdir.
Sözlerime başlarken, yedi grup insanın anlatıldığı hadis-i şerifi hatırlatmış, onlardan birinin de “yalnız kaldığı anlarda Allah’ı zikredip O’nu anmanın hâsıl ettiği heyecanla gözleri dolan insan” olduğuna değinmiştim. Şurada burada umumi atmosferden, insanların genel havasından, bakışlarından veya o esnada kendi düşüncelerimize başkalarının mülâhazalarını da kattığımızdan dolayı gözlerimiz yaşarabilir. Bu yerine göre güzel bir şeydir. Fakat, diğer insanların ve başka mülâhazaların işin içine karışmadığı rampalar vardır. Orada bütün görülme ve duyulma düşüncelerinden sıyrılarak herkesi gören ve her sesi duyan Yüce Yaratıcı’ya teveccüh ederek ağlamak, gözyaşlarına değerler üstü değer kazandırır. Melekler o esnada yanaklardan süzülen yaşları alır, yüzlerine, gözlerine sürerler. İşte o gözyaşlarıdır ki, öbür tarafta Hazreti Cibrîl onları bir kâsenin içine koyar, Cehennem’in kabaran alevlerinin, içlere korku salan kıvılcımlarının üzerine döker ve ateşi söndürür.