“Selâmla Cennet’e girmek” demek ise, kabirde ciddi bir sarsıntıya uğramadan, haşrin dehşetini duymadan, mizanın ve sıratın tehlikeleriyle karşı karşıya kalmadan ve Cehennem’e düşme telaşı yaşamadan, Allah’ın inayetiyle, ebedî saadet yurduna alınma, meleklerin “Selâm olsun sizlere, ne mutlu size! Haydi, ebediyen kalmak üzere, giriniz Cennet’e!”30 sözleriyle emniyet ve güven içinde karşılanma demektir… Yeryüzünde Rahman’ın kullarına has bir tevazu ve mahviyetle yürürken rast geldiği cahillere sabretmenin ve herkese “selâm” deyip emniyet telkin etmenin mükâfatı olarak “Sabretmenize karşılık size selâmlar, selâmetler! Dünya diyarının ne güzel âkıbetidir bu!”31 hitabıyla istikbal edilmektir. Kur’ân’da farklı ifade ve farklı üslûplarla yürekleri coşturacak şekilde anlatılan ve gönüllere inşirah hâlinde akan böyle bir karşılanmaya mazhar olmak ve “Hamdolsun bizden her türlü endişeyi gideren Allah’a…”32 demek suretiyle gam, keder, tasa, endişe ve korkuları arkada bırakma nimetine karşı şükürle mukabele ederek Cennet’e yürümektir.
Bu mevzuyu da, Allah Resûlü’nün hakkı bizim de vazifemiz olan bir itirafla bitirelim: Kendisine “cevâmiü’l-kelîm” unvanıyla, çok özlü ve veciz bir beyan kabiliyeti verilen Peygamber Efendimiz,33 anlamaya gayret ettiğimiz bu hadis-i şerifte de daha pek çok hususa işaret etmiş olabilir. Ciltlerle anlatılabilecek derin bir muhtevayı kendi idrakimiz ölçüsünde yarım saate sıkıştırarak, âdeta damla ile deryayı ifade etmeye çalıştığımızın hatırda tutulması gerekir…
Dipnotlar
- 30 Zümer sûresi, 39/73.
- 31 Ra’d sûresi, 13/24.
- 32 Fâtır sûresi, 35/34.
- 33 Bkz.: Buhârî, tâbir 22; Müslim, mesâcid 5.