Diğer taraftan iman, mü’minleri sahil-i selâmete götüren bir gemi, bir mânâda namaz da onun dümenidir. M. Lütfî Hazretleri’nin dediği gibi “Namaz dinin direğidir, nurudur; sefine-i dini namaz yürütür, cümle ibadetin piridir namaz…” Bir gece vakti en kutlu seyahate çıkan Peygamber Efendimiz namaza “Miraç” demiş; O, tasavvurları aşkın bir Mirac’a mazhar olmuş, bizim için de o Mirac’ın gölgesinde “namaz” unvanıyla ötelere bir seyahat yolu bulunduğunu müjdelemiştir. Özellikle gece namazı âdeta İsra’ya bir davet ve Mirac’a bir çağrıdır. Dolayısıyla, Efendimiz’in gökler ötesine yürüdüğü o saatlerde kalkıp Miracın gölgesinde farklı bir yükselişe geçmek çok önemlidir.
Ayrıca, gündüz yapılan ibadetlerde ister istemez halkla beraber olma, görünme, duyulma ve bilinme söz konusudur. Ne olur görürler, duyarlar ve bilirlerse? O türlü mülâhazalar meşgul eder kalbimizi ve zihnimizi. Gözümüze bir şey ilişir, hayalimize bir manzara gelir; farklı tasavvurlara girer ve bir dağınıklığa maruz kalırız. Gece ise, genellikle bizim bulunduğumuz o rıhtımda hiç kimse yoktur. Bir seccademiz, bir de biz. Hele ortalık karanlık olduğu gibi seccademizi serdiğimiz yer de loşsa, kendimizi bile görmeyiz orada; şayet verebilirsek, gönlümüzü bütün bütün veririz Allah’a.. kılabildiğimiz kadar namaz kılar, sonra ellerimizi açar ve O’na niyaz ederiz… Çoğu zaman gecenin bereketiyle Allah kalbimizi iyice yumuşatır ve biz köpüren hislerle içimizi seccademize boşaltırız veya seccadede içimizi O’na dökeriz.
Tenhalarda Gözyaşı